Taksirle ya da kastî adam öldürmek

Taksirle ya da kastî adam öldürmek...

    Tüm yaşama dair umudu olanlara merhaba. Öncelikle en başta yazdığım cümle üzerinde konuşmak istiyorum. Taksirle adam öldürme suçu (TCK md. 85/2024)... Yanlış anlaşılmasın hukukla girdiğim okulların yönetmelik ve yönergelerini okumaktan ya da vatandaşlık haklarımı kullanmak için kendisine başvurmaktan başka işim olmadı bu zamana kadar. Buraya bir madde ya da bölüm başlığı yazınca bir şeyler yalamış yutmuş da değilim. Sadece bir şeye vurgu yapmak istiyorum. "Taksirle" denildiği zaman öngörülemeyerek öldürmek, yani basitçe ihmal var ama işveren olarak diyorsun ki ölmeyedebilirdi ama öldü. Kastî de öldürme amacı güderek onu hedef alıyorsun. Başlığın sonunda öldürmek var. Şöyle değil "Taksirle kişinin ölmesi ya da yerine geçebilecek herhangi bir kelime"... Kastî için ise "adam öldürmek" daha uygundur. Ama hukuk bu ayrımı yapmıyorken taksirle öldürmenin bedeli kastî olarak öldürmekten daha ucuz. İçim yanarak ucuz diyorum çünkü öyle.  
28 Nisan 2025... Bir inşaatta çalışan F.Ş.K isimli şahıs güvenlik önlemlerinin alınmaması sonucu hayatını kaybetti.
    Herkesin duyduğu cümle bu olsa gerek. Benim duyduğum neydi? "Babaannemin arayarak Fatih'e ne yaptınız" demesi... Yaşadıklarımı ya da hissettiklerimi söyleyerek duygusal bir manipülasyon yaratmaya çalışmıyorum. Zira benden çok bunu yapanlar oldu. Benim yapmamı bekleyenler de oldu. Öncelikle buradan onlara da teşekkür edeyim. Eşimin sigorta geçmişine bakıp güzel de bir acıklı dilekçe ile çocuğumun ancak bez parasını karşılayacak yüce yardımları için kurum ve kuruluşlarımıza... Arkamdan hamile mi acaba diye daha da acıklı hale getirmeye çalışan aile "dostlarımıza"... ve daha birçoklarına... 
    Gelelim çok duyduğum birkaç cümleye; "olmayacaktı ama oldu", "hepimiz inanan insanlarız", "Başın sağ olsun", "çocuğun için güçlü durmalısın"... Puf, kime ne anlatıyorsunuz... Ben de yalnız olmadığımı biliyorum. Bana da küçükken imanın altı şartını öğrettiler. Ben de bu ezbere cümleleri zamanında kullandım. Artık kullanır mıyım? İman, acı, teselli, tevekkül, ahiret, teslimiyet, özlem, ölüm... Bir insanın 11-12 yaşından sonra kavrayabileceği kelimeler... Meğer 30 yaşından sonraymış; evi, hayalleri, umutları başına yıkılana kadar anlayamazmış insan bu kelimeleri. Ben ancak 30 yaşından sonra anladım. Sorgulanacak bir şey değil iman, ezberlenecek bir şey değil. Yaşayarak inanırsın. Hz. İbrahim gibi. Bir şeyin battığını görürsün başka bir şeydir dersin. Böyle böyle bulursun. Masa başında öğrenilmezmiş. "Fatih'e ne yaptınız" haberi gelecek sana. Hastanede mi acaba diye bir umutla ararsın babanı "ben çok iyi bakarım eşime" diye düşünürken hıçkırıklara boğulmuş bir sesin "Fatih'i kaybettik" demesini duyarsın. İşte iman ve imtihan 10 saniyelik bir şey. O verdiğin tepki senin tüm hayatın. Sonra sarılırsın tek teselline "kendine", "sende var olana"... Herkes tesellini çocuğunda bulacaksın diyor ama sanırım bilmiyorlar onu verenin de Allah olduğunu... Eşimi benim kalbime Allah koydu hiç aklımda yokken. Meğer ölecekti diye bana vermiş onu. "Sen kaldırırsın Fatma Nur" demiş ta 3-4 ay öncesinden. Unuttuğum ama eşimin ebediyete uğurlanışını görünce tekrar hatırladığım bir rüyayla. Rüyalarla başladı rüyayla bitti, eşimi görebileceğim, sarılabileceğim, tabir-i caizse kokusunu alabileceğim tek yer rüya oldu benim için. Sonuçta şu an aldığım nefeste inanan için bir rüya. 
    Gelelim en başta yazdığım paragrafa... Taksirle adam öldürmek. Şöyle hayal edelim. Dünyadaki ilk büyük inşaatı bizim müteahhit (halk tabiri ile mütahit) yapmış olsun ve eşim 5. katındayken düşüp ölsün. Hakim "5. kattan bir insan düşünce ölüyor" desin ve müteahhite ve bu işten sorumlu olanlara bundan sonrakilerde bu durumdan ders çıkarsın diye para ve hapis cezası veriyor. Sonrasında önlemler olmasına rağmen ölüm olursa "takdir-i ilahi"... Benim bildiğim kadarıyla biraz araştırılsa bizim müteahhit ilk yüksek binayı yapan değil! Dahası her yıl yaklaşık bin civarında insan buna benzer şekillerde ölüyor. Ama neymiş müteahhitimizin yaptıklarında daha önce kimse ölmemiş. İlk taksirle adam öldürmesiymiş (Burada alkışlıyoruz). Bildiğim kadarıyla güvenlik önlemlerin nasıl olması gerektiği yazılı, çizili... Peki neden bir insanın yaşamı bu kadar ucuz. Bir annenin en küçük çocuğunun hayaliyle yaşamaya çalışması, hala okuyup bir yerlere gelmeye çalışan bir eşin hayallerini ahirete bırakması, bir çocuğun babasını tanıyamaması ve onun yokluğuyla başa çıkmaya çalışması ne kadar da ucuz. Takdir bilirkişi ve hakimlerin... 
    Genç hanımlara tavsiye: Bu ülkede memur değilse, şusu busu yoksa, iyi gelir getiren bir işte çalışmıyorsa, yatı-katı-marinesi yoksa, influencer değilse hiç kimse ile evlenmeyin. Aşk mı hadi oradan. Eşin ölünce de aşk mı doyuracak seni. Bana ne senin hayallerinden. Bana ne "ama beni çok seviyor"larından... Bana ne bana "sen ne istersen olursun aşkım ben sana bakarım" demelerinden... Bana ne "çocuğumuza her şeyi gösterelim kendisi ne olacağını seçsin"lerinden... Bana ne daha birçoklarından... Ölünce sigortalıysa şayet 10 binle geçinmen gerekecek. 65 yaşından sonra eş kaybına, azalan fiziksel güce ve maddiyata alışma dönemi vardır insanın. 30 yaşımda tam olarak bunu da öğrendim. Ne dersiniz çok bir ömrüm kalmamış gibi. "ŞŞŞ öyle deme oğlun var" "Tıpkı babasına benziyor". Evet oğlum var: İleride benim hakkım için ne yaptın, bu kadar mıydı sadece diye gözlerimin içine bakacak bir oğlum var. 
    Buraya kadar yazdıklarımdan herhangi bir şikayet, minnet, yardım umudu falan algılanmasın, "Bir de iban atsaydın altına abla" falan... Acımıza espri de yapıyoruz. Neyse... Yukarıda bahsettiğim yardım kuruluşlarına cenaze günü bir hata yaparak acınası bir dilekçe yazıp imza atmış bulundum. Eşim eminim ki hala onu hatırlatıyordur bana. Kendisi Allah'tan başka kimseye minnet etmezdi. Kimseden korkmazdı. Kimseye affı yoktu. Kimseden çekincesi yoktu. Ama çok merhametliydi, çok düşünceliydi. Kimseye nazik değildi ama kendi tabiri ile bana karşı "hanımcıydı". Saçımı bile okşarken nazik okşardı, canımı yakmaya dayanamazdı. Kendi canı bizim için hep yandı, her gün bir yeri yaralanarak gelirdi eve. Ya bir çizik, ya bir yarık... Acımıyor derdi hep. Ben şaka yollu vursam acıyor derdi. O zamanlar kızardım " o kadar yara alıyorsun benim vurduğum acıtıyor canını" diye. Meğer sevgilinin bir gülü yetermiş can acıtmaya bilemedim. Şimdi yanımda olsa gibi cümleler dahi kuramıyorum Rabbim'i gücendiririm diye. 
    Devamı var ama dile getiremem. Umarım tamamını sıkılmadan okursunuz. Yakın gözlükleri takın amcalar teyzeler. Zira benim eşim en çok yaşlıları severdi...
    Kusurum varsa affola, kusursuz olan yalnızca Allah'tır.

Yorumlar

  1. Her kelimesi o kadar doğru ki yazdıklarının. İçinde ki acıyı anlatmaya sayfaların yetmeyeceği her satırda anlaşılıyor. Dediğin gibi evladın için ayakta kal , hepimiz inan insanlariz , zaman her şeyin ilacı vs.. Bu ezber cümleleri duymak insanın canını daha da yakıyor çok haklısın. Taksirle adam öldürme o kadar doğru dedin ki ulkemeizde onlarca insan iş güvenliği eksikliğinden dolayı hayatını kaybediyor ve bunun önüne geçmek için de bir adım atılmıyor. Ne yazık ki mağduriyet yaşayan ailelerin evine düşüyor bu ateş yalnızca.. Bu mücadele de yanındayım. Rabbim yar ve yardımcın olsun ..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amin, inşallah benim eşim aracılığıyla en azından önlem almamanın bedeli ağır olur. Diyecek başka bir şey yok zaten. Teşekkür ederim.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir"

Hazan