CÂBİR BİN HAYYÂN
Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?
Tam adı Ebû Mûsâ Câbir bin Hayyân’dır. Ömer Altıntop, Câbir’in künyesinin Ebû Abdullah olduğunu söylese de[1] Câbir’in öğrencisi Ebû Bekir er-Râzî’nin “Hocamız Ebû Mûsâ Câbir b. Hayyân der ki” ifadesine dayanarak künyesinin Ebû Mûsâ olduğu ortaya çıkmıştır.[2] Doğum tarihi kesin olmamakla birlikte M. 721 yılında doğmuş olabileceği; doğum yeri de aynı şekilde kesin olmamakla birlikte Osman Gürel tarafından Kûfe,[3] Mahmut Kaya tarafından Tûs[4] olarak belirlenmiş, bunlara ek olarak bazı kaynaklarda da Horasan ve Harrân olarak geçer.[5] Ölümü de yine kesin olmamakla birlikte öldüğünde yastığının altında bulunan Kitâbü’r-Rahme nüshasına düşülmüş bir kayıttan M. 815 yılında Tûs’ta vefat ettiği anlaşılmıştır. Hârûn Reşid döneminde yaşamış önemli bir Müslüman âlim olan Câbir, yönetimin baskısından korktuğu için sürekli seyahatlerde bulunmuş, Mısır ve Hindistan’a seyahatler düzenlemiş, Bağdat ve Kûfe gibi yerlerde de çalışmalarda bulunmuştur. Onun devrinde artık tercüme faaliyetleri değil tetkik(inceleme) ve terkip(birleştirme) dönemi başlamıştır.[6] Batıda el-Geber adıyla 14. yüzyılda Kitabu’s-Seb’ûn adlı eserinin çevrilmesiyle tanınmıştır. Ayrıca Batıda simya ilmi ekolünün meydana gelmesinde de etkili olmuştur.[7] Paul Kraus, Câbir’in (el-Geber) külliyatının (112 kitap, 70 kitap, 144 kitap, 500 kitap, kimyadan bahseden küçük koleksiyonlar, Aristo ve Eflâtun’un eserlerinin tefsirleri, felsefe, astronomi v.d.) 9. yüzyılın sonu veya 10. yüzyılın başlangıcında yazıldığını haliyle bu külliyatın 8. yüzyılda yaşayan Câbir’e ait olamayacağı gibi birçok iddiada bulunmuştur.[8]
Tam adı Ebû Mûsâ Câbir bin Hayyân’dır. Ömer Altıntop, Câbir’in künyesinin Ebû Abdullah olduğunu söylese de[1] Câbir’in öğrencisi Ebû Bekir er-Râzî’nin “Hocamız Ebû Mûsâ Câbir b. Hayyân der ki” ifadesine dayanarak künyesinin Ebû Mûsâ olduğu ortaya çıkmıştır.[2] Doğum tarihi kesin olmamakla birlikte M. 721 yılında doğmuş olabileceği; doğum yeri de aynı şekilde kesin olmamakla birlikte Osman Gürel tarafından Kûfe,[3] Mahmut Kaya tarafından Tûs[4] olarak belirlenmiş, bunlara ek olarak bazı kaynaklarda da Horasan ve Harrân olarak geçer.[5] Ölümü de yine kesin olmamakla birlikte öldüğünde yastığının altında bulunan Kitâbü’r-Rahme nüshasına düşülmüş bir kayıttan M. 815 yılında Tûs’ta vefat ettiği anlaşılmıştır. Hârûn Reşid döneminde yaşamış önemli bir Müslüman âlim olan Câbir, yönetimin baskısından korktuğu için sürekli seyahatlerde bulunmuş, Mısır ve Hindistan’a seyahatler düzenlemiş, Bağdat ve Kûfe gibi yerlerde de çalışmalarda bulunmuştur. Onun devrinde artık tercüme faaliyetleri değil tetkik(inceleme) ve terkip(birleştirme) dönemi başlamıştır.[6] Batıda el-Geber adıyla 14. yüzyılda Kitabu’s-Seb’ûn adlı eserinin çevrilmesiyle tanınmıştır. Ayrıca Batıda simya ilmi ekolünün meydana gelmesinde de etkili olmuştur.[7] Paul Kraus, Câbir’in (el-Geber) külliyatının (112 kitap, 70 kitap, 144 kitap, 500 kitap, kimyadan bahseden küçük koleksiyonlar, Aristo ve Eflâtun’un eserlerinin tefsirleri, felsefe, astronomi v.d.) 9. yüzyılın sonu veya 10. yüzyılın başlangıcında yazıldığını haliyle bu külliyatın 8. yüzyılda yaşayan Câbir’e ait olamayacağı gibi birçok iddiada bulunmuştur.[8]
Kimya,
felsefe, tıp, astronomi, matematik gibi alanlarda çalışmalar yapan Câbir,
Şiîlerin imamı imam Cafer gibi hocalardan eğitim almanın yanı sıra Ebû Bekir
er-Râzî gibi öğrenciler de yetiştirmiştir. Onun eserleri Doğuda ve Batıda birçok
âlimi etkilemiştir. Batıda Roger Bacon bunlardan biridir ve o, Câbir’i “Ustaların Ustası” olarak görür.[9]
Doğuda ise Ebû Bekir er-Râzî ve İbn Sinâ gibi filozof ve bilginler onu “üstat” olarak tanırlar.[10]
Fransız bilim tarihçisi M. Berthelot, Câbir hakkında şunları söylemiştir: “Aristo’nun mantık ilmindeki yeri neyse,
Câbir bin Hayyân’ın kimyâ ilmindeki yeri de odur. Aristo, mantığın kurucusu ve
üstâdı olarak kabul edildiği gibi, Câbir bin Hayyân da kimyânın kurucusu ve
üstâdıdır.”[11]
İbn Haldun da kimya ilminin Câbir’e özgü kılınarak “Câbir’in ilmi” olarak görüldüğünü söyler.[12]
Câbir,
tartışma konusu bir şahsiyet olmasına rağmen önemli çalışmalarda bulunmuştur.
Kimya alanına ait olan antimon, amonyak tuzu v.b. terimler onun eseri olmakla
birlikte ayrıca kimya ilminde kullanılabilecek imbik[13]
ve hassas ölçü âletlerini yaptı. Kristalleşme, damıtma, buharlaşma gibi kimyevî
yapıları üzerinde incelemelerde bulunmuştur. Derilerin nasıl boyanacağı,
paslanmanın önlenmesi gibi hususlarda da çalışmalar yapmıştır.[14]
Câbir’in kimyası hakkında Fuat Sezgin şöyle der: “Yöntemlerin ve aparatların açık ve net tarifi, cevherlerin metodik
sınıflaması, önemli bir tamamlayıcı parça olarak da deney ve kendi içinde
tutarlı bir teori onun kimyasına özgü niteliklerdendir.”[15]
Câbir’e göre doğada bulunan maddelerin nitelikleri iyi bilinirse,
bazılarının oranları artırılıp azaltılarak yeni maddeler elde edilebilir. Bu
bir nevi hâkim ol kimyaya hâkim ol dünyaya anlayışıyla bağdaştırılabilir. Bu
durum ‘ilm el- mîzân ve buna bağlı olarak da ‘ilm el havâsla (özgül nitelikler
bilimi)[16]
ifade edilebilir.
Câbir,
tümevarım ve tümdengelim metotlarını bir arada kullanarak kendi metodunu kurmuş
ve buna dayanarak çalışmalarda bulunmuştur. Batıda atomun parçalanamaz olduğunu
söyleyen John Dalton’dan (1766-1844) çok önce buna ters olarak atom hakkında
şunları söyler: “Maddenin en küçük
parçası olan ‘el-cûz’ü lâ yetecezzâ’ da yoğun bir enerji vardır. Yunan
bilginlerinin söylediği gibi, bunun parçalamayacağı söylenemez. Atom da
parçalanabilir. Parçalanınca da öyle bir güç meydana gelir ki, bir anda
Bağdat’ın altını üstüne getirebilir. Bu Allahû teâlânın kudret nişânıdır.”[17]
Hayatı bilinmezliklerle dolu olsa da Câbir bin Hayyân tarihe iz bırakmış
önemli insanlardan birisidir.
[1]
Ömer Altıntop, Tarihe Işık Tutan Müslüman
Bilim Adamları, İstanbul 2011, s.116.
[2]
Mahmut Kaya, “Câbir b. Hayyân”, DİA, Ankara
1992, VI, s.533.
[3]
Osman Gürel, Doğa Bilimleri Tarihi,
Ankara 2001, s.113.
[4]
Mahmut Kaya, a.g.m., s.534.
[5]
Ömer Altıntop, a.g.e., s.116.
[6]
Abdülhak Adnan-Adıvar, Tarih Boyunca İlim
ve Din İptidadan XIX. Asra Kadar, İstanbul 1944, I, s.86.
[7]
İbrahim Sarıçam ve Seyfettin Erşahin, İslâm
Medeniyeti Tarihi, Ankara 2014, s.253.
[8]
Paul Kraus, “Câbir”, MİA, İstanbul
1945, III, s.3.
[9]
Osman Gürel, a.g.e., s.115.
[10]
Mahmut Kaya, a.g.m., s.535.
[11]
Ömer Altıntop, a.g.e., s.119.
[12]
İbn Haldun, Mukaddime, çev.: Halil
Kendir, İstanbul 2004, II, s.747.
[13]
Mahmut Karakaş, Müsbet İlimde Müslüman
Âlimler (Sekizinci Asırdan Onsekizinci Asra Kadar), Ankara 1991, s.116.
[14]
Ömer Altıntop, a.g.e., s.117-118.
[15]
Fuat Sezgin, İslam’da Bilim ve Teknik,
çev.: Abdurrahman Aliy- Eckhard
Neubauer, İstanbul 2008, IV, s.101-102.
[16]
Gös. yer.
[17]
Ömer Altıntop, a.g.e., s.118.
Yorumlar
Yorum Gönder