1838 BALTA LİMANI ANTLAŞMASI
ÖZET
Osmanlı Devleti’nin şahsına münhasır
bir iktisadi politikasının ve yapısının olması onun serbest ticarete elverişli
olmadığını göstermektedir. 1838 Balta Limanı Antlaşması ile Osmanlı Devleti’nin
serbest ticareti kabul etmesi dayatma olarak görülemez. Osmanlı Devleti bunu
tercih etmiştir. Mevcut literatüre bir yenisini daha ekleme amacı taşıyan bu
makale İngiltere’nin korumacı politikalarla sanayileşmesinden sonra serbest
ticaret ilkelerini sanayileşmenin rüknü olarak göstermesini, 1838 Balta Limanı
Antlaşması’nı doğuran sebeplerle birlikte antlaşmanın maddeleri ve hem Osmanlı
Devleti hem de İngiltere açısından sonuçlarını incelemiştir. Bu minvalde ortaya
çıkan tartışmalarda makalede zikredilmiştir.
Anahtar
Kelimeler: 1838 Balta Limanı Antlaşması, Laissez-Faire, Serbest Ticaret,
İngiltere, Osmanlı.
SUMMARY
The fact that the Ottoman State has a unique economic policy and
structure shows that it is not suitable for free trade. The Ottoman Empire's acceptance
of free trade with the Balta Port Treaty of 1838 cannot be seen as an
imposition. The Ottoman State preferred this. This article, which aims to add a
new one to the existing literature, examined the principles of free trade after
the industrialization of England with protectionist policies, the reasons that
gave rise to the Treaty of 1838, the articles of the treaty and the
consequences for both the Ottoman Empire and Britain. It was mentioned in the
article in the discussions that emerged in this regard.
Key Words: Treaty of
1838, Laissez-Faire, Free Trade, England, Ottoman.
GİRİŞ
“diğer taraftan, eskiden
Türkiye’de yetişen ve yabancı ülkelerde büyük ünü olan Türk endüstrisinin
birçok kolları şimdi tüm yok olmuştur. Bunlar arasında pamuklu endüstrisi,
bugün tamamiyle İngiliz endüstrisi tarafından sağlanmaktadır. Şam’ın çelik
bıçakları, Kıbrıs’ın şeker endüstrisi, İznik’in çini endüstrisi, Teselya’nın
Türk kızıl iplik boya endüstrisi hep yok olmuştur. Bütün bu endüstri kollarının
bugün Türk topraklarında izi bile kalmamıştır.”
Edward Michelsen[1]
Osmanlı Devleti’nde 16. yüzyılın
ortalarına kadar götürülen çöküş emarelerinin her yüzyılda artarak devam ettiği
görülür. Değişim-dönüşüm çağında bozulan sistem farklı şekillerde düzeltilmeye çalışılır.
Uzun ve çoğunlukla mağlubiyetle sonuçlanan savaşların olması, iktisadi sistemin
bozulmaya başlaması, devletin bünyesinde isyanların çıkması, demografik
değişimin olması, yolsuzlukların artması, yabancı devletlere verilen
imtiyazların artması ve Osmanlı Devleti’ni etkiler duruma gelmesi gibi pek çok
birbirinin sebebi ya da sonucu olan olgular bütünü, 19. yüzyıl Osmanlı
Devleti’ni doğurmuştur. Osmanlı Devletini yine de bu kalıplarla nitelememekte
fayda vardır çünkü tüm bunlar göz önünde bulundurulursa 4 asırlık bir çöküşten
bahsedilir ki –bu da kendi içinde sorunludur. Buna mukabil devletin tek bir
gecede çöktüğü de düşünülemez. Aslında 4
asırlık bir süreçten bahsetmek bile Osmanlı Devleti’nin ekonomisinin güçlü
olduğunu göstermektedir. Haliyle iktisadi çöküşü doğrudan doğruya 1838 Balta
Limanı Antlaşması’na bağlamamak gerekmektedir.
Yaklaşık aynı süreç içerisinde
coğrafi keşiflerle birlikte gelişen bir Avrupa söz konusudur. Ekonomik açıdan güçlenen
Avrupa, önce İspanyol ve Portekiz sömürgeleri sonrasında Hollanda ve akabinde
İngiltere’nin eklenmesiyle sömürge yarışına girişmiştir. Bu yarış İngiltere’nin
galibiyetiyle sonuçlanmıştır. Önce tarımda başlayan sanayi devrimi –ki sanayi
devriminin temel işlevlerinden biri ülke tarımını hareketlendirmektir.-[2] 18. ve 19. yüzyılda James
Watt’ın buhar makinesinin imalat sanayine uygulanması[3] sonucu gelişen buharlı
makineler sayesinde seri üretimin gerçekleştiği sanayi devrimine dönüşmüştür.
Bu sayede mamul maddenin fazla üretimi söz konusu olmuştur. Yeni ticaret
yollarının keşfedilmesi, gemicilik ve demiryollarının ekonomik alandaki
etkileri İngiltere’de üretimi etkileyecektir.[4] Bununla birlikte Adam Smith’in ortaya koyduğu
serbest ticaret (free trade) anlayışı
İngiltere’de gümrük korunma kanunlarının sonlandırılmasına sebep oldu.[5] Üretim o kadar arttı ki
işçilerin durumunu göstermek açısından “Lanchashire’de
yataklar her zaman sıcaktır” sözü önemlidir. Böylece dünyanın her yerinden gelen hammadde
az bir gümrükle İngiltere’ye sokulabilecekti.[6] Bunun neticesinde hem
hammadde temini hem de üretilen mamul maddenin ihtiyacı olan pazar için dışa
yönelmişti. Zohrap Efendi’nin dediği gibi, Avrupa hükümetlerinin düsturu, göz
diktikleri ülkeleri iktisaden işgal etmektir.[7] İngiltere, Avrupa’daki
diğer ülkelerin İngiliz ürünlerinin getireceği zarardan korunmak için uyguladığı
gümrük duvarlarından dolayı Osmanlı gibi doğusunda kalan coğrafyalara
yönelmişti. Burada dikte ettiği husus Laissez-Faire ilkesiydi. Ancak kendisinin
korumacı politikalarla sanayileşerek büyümesine rağmen zenginleşmek için bu
ilkenin uygulanması gerektiğini dile getirmesi oldukça ilginçtir. Devletler bu
ilkeyi ya gönüllü olarak kabul edeceklerdi ya da zorla. Bu dayatmaya Cihan
Dura, Merit stratejisi demiştir.[8]
Bu makalede genel olarak İngiltere’nin
dış pazar arayışı doğrultusunda Osmanlı Devleti’ne yönelmesinden sonra ortaya
çıkan 1838 Balta Limanı Antlaşması, bu antlaşmayı hazırlayan sebepler ve
antlaşmanın çoğunlukla ekonomi üzerindeki etkileri ve nispeten sonuçları
üzerinde durulmuştur.
1.
Osmanlı
Devleti’nin Ekonomik Yapısı ve 1838 Balta Limanı Antlaşması’nı Doğuran Sebepler
Osmanlı
Ekonomisi Mehmet Genç’in ortaya koyduğu Fiskalizm, İaeşe ve Gelenekçilik
sistemi üzerine kuruludur. İnsanın ihtiyacının karşılanması temel hedeftir.
Bundan dolayı ithalat teşvik edilirken ihracat sınırlandırılmıştır ve zordur. Osmanlı
Devleti’nin iktisadi yapısında şüphesiz en önemli yeri tarım oluşturmaktadır.
Zaten Osmanlı Devleti ‘ortaçağın’ gereği itibariyle de tarım ülkesidir. Bundan
sağladığı vergiler hazine için önemlidir. 1838 yılı öncesinde Osmanlı
Devleti’nde seri üretim şeklinde bir sanayinin olduğunu söyleyemeyiz ancak
hammaddeden mamul madde ortaya çıkaran sanayiler vardı. Buralardaki işçi
sayısının en fazla 8-20 arasında olduğu görülebilir. Silah sanayiinde sadece
50-100 kişiden bahsedilebilir ki bu rakamdan fazlası da yoktur.[9] Ticaret konusunda daha çok
yabancı tüccar ve Osmanlı tebaası gayrimüslim tüccar görülmektedir. Özellikle
yabancı ülkelere verilen kapitülasyonlarla –ki burada en müsaadeye mazhar
devlet ibaresi önemlidir- yabancı tüccarın yerli tüccardan daha imtiyazlı
olduğu söylenilebilir. Osmanlı tebaası gayrimüslimlerin elçiliklerden aldıkları
tercüman vb. beratlarla ticaret yaptıkları görülebilir. Bu daha çok ülkedeki
hammaddeyi dışarı çıkarmak şeklindedir. 1838’den önce yabancı tüccar belirli
limanlardan mal getirip götürebiliyorlar ve toptan alım yapabiliyorlardı. Bunun
için sadece Osmanlı Devleti %3 vergi alıyordu. İngilizler 19. yüzyılın
başlarından itibaren Osmanlı Devleti’nin içlerine doğru genişlemeye başlayınca geçişlerden
alınan vergileri ödemek istememişler, yine %3 vergi ödemek istemişlerdi.
Perakende usulünü sadece Osmanlı tebaası vatandaşları yapabiliyordu. İngiltere
bunu istediği gibi hiçbir ekstra vergi ödemeden devletin her noktasına mal
götürmek istiyordu.[10] Bu durum da 1838’den
sonra mevzu bahis olacaktır. 1838 Balta Limanı Antlaşması’ndan önce
kapitülasyonlar aracılığıyla vergiler ithalatta %5’e, ihracatta %3’e
düşürülmüştü. Transit ticaret vergisi ise %8’di. Bu durumda tüm vergileri
ödemek zorunda olan Osmanlı tebaasına zulümdü. 2. Mahmut döneminde birtakım
önlemler alınmaya çalışılsa da istenilen amaç gerçekleştirilemedi. Bunun
yanında devlet, ipek, zeytinyağı, hububat ve özellikle afyon gibi bazı malların
ihracatında tekel kısıtlamalarını koymuştur.[11]
Osmanlı
Devleti 19. yüzyılın başlarında Yunanistan’ın bağımsızlığını ilan etmesi,
Sırpların milliyetçi düşüncelerle ayaklanması, Fransa’nın Cezayir’i işgal
etmesi ve sonrasında kendisini on yıl kadar uğraştıracak olan Kavalalı Mehmet
Ali Paşa’nın Osmanlı Devleti’ne karşı isyan etmesi 1838 Balta Limanı Antlaşması’nı
doğuran sebepler arasında gösterilebilir.[12] Bunlara ek olarak Osmanlı
Devleti’nin verdiği kapitülasyonlarla oluşan tüccar kesiminin Batılı
kapitalistle el ele vermesi Osmanlı Devleti’nin bu antlaşmayı imzalamasındaki
sebeplerden bir diğeridir.[13] Bunlar Osmanlı Devleti
gözüyle görülenler. İngiltere açısından ise İngiltere’nin gelişen sanayisi için
Osmanlı Devleti’nin hammadde kaynağı ve mamul maddenin satılması için pazar
açısından elverişli olması, 1833 Osmanlı-Rusya arasında yapılan Hünkâr İskelesi
Antlaşması’nın İngiltere’yi tedirgin etmesi –özellikle Mehmet Ali Paşa
olayından dolayı Osmanlı Devleti’nin Rusya’dan yardım isteyebileceği düşüncesi
ile Rusya’nın tehdit oluşturacağı- ve Mehmet Ali Paşa isyanının başarılı olması
halinde Osmanlı Devleti’nin parçalanmasının İngiltere’nin Doğu Akdeniz’deki
çıkarlarının tehdit altına girmesine ve Hindistan yolunun tehlikeye sokulmasına
sebep vermesi vb hususlar sayılabilir.[14]
Mehmet Ali Paşa’nın Osmanlı
Devleti’nden asıl isteği Mısır’ın yanında Suriye valiliği gibi görünse de
Mısır’ı Sudan ve tüm Arabistan’da en üstün güç haline getirerek bağımsız
olmaktır.[15] Osmanlı Devleti bununla baş edebilmenin
yollarını aramıştır. Palmerston 6 Şubat 1838 yılında İstanbul’daki elçisi Ponsby’e
Osmanlı Devleti’ni ticaret sözleşmesini imzalaması için zorlamasını ve tekel dediğimiz
yed-i vahid usulünün kaldırılmasının Mehmet Ali Paşa’nın başarılı olan ekonomi
politikalarını yıkacağının ilgili kişilere anlatılmasını emretmiştir. Nitekim
Mehmet Ali Paşa’nın ordu ve donanmasının giderlerinin karşılanması yed-i vahid
usulüyle bağlantılıydı.[16] Bu gelirler ortadan
kalkınca Mehmet Ali Paşa’nın Osmanlı Devleti’ne karşı isyan edemeyeceği görüşü
ortaya atıldı.[17]
Ponsonby İngiltere hükümetine, Mehmet Ali Paşa’ya karşı İngiliz Türk ittifakını
kabul etmesini önererek 1838 Balta Limanı Antlaşması’nın mimarı olarak
görülmüştür.[18]
Ponsonby’nin Rusya’nın Mehmet Ali Paşa’nın tarafını tutacağına dair düşüncesi
de beyhudeydi çünkü Çar bağımsız bir Mısır’ın iyi olmayacağına hükmetmiş ve İngiltere’nin
planına müdahale etmemişti. Her ne kadar müdahale etmemişlerse de Rus devlet
adamları bu antlaşmanın İstanbul’daki İngiliz nüfuzunun Rus nüfuzu derecesine
çıkartmak kastıyla yapıldığını düşünmüşlerdi. [19]
Neticede 16 Ağustos 1838 yılında
Reşid Paşa’nın Baltalimanı’ndaki yalısında Türk tarafında Mustafa Reşid Paşa,
Kâni Bey, Nûri Efendi; İngiltere tarafında Sir Henry Lytton Bulwer ve
Cartwright arasında yapılan görüşmeler sonucunda imzalandı.[20] Bu antlaşma imzalandıktan
dört gün sonra Fransız Elçisi Paris’e yazdığı bir mektupta ihracat gümrük oranı
konusunda Osmanlı’nın ne kadar büyük bir taviz verdiğini şu şekilde
anlatmıştır:[21]
Antlaşmanın dikkatli bir incelemesi,
ekselanslarına daha önce belirtmiş olduğum görüşümü bir kez daha doğruladı.
Gerçekten de rakamların düzeyi, görüşmeler başladığında tahmin edilenden çok
daha fazla Osmanlı hâzinesinin aleyhinedir. Komiserlerimizin tümü bu görüşü
paylaşıyorlar. İngiliz komiserlerin elçiliklerine yazdıkları bir mektupta da,
ihracat için % 14 'e kadar çıkmayı kabullendikleri belirtiliyordu… Öyle
anlaşılıyor ki, bu rakamı % 9 a indirmekle Bâbıâli tavize zorlanmak istendi.
Doğal olarak da bu tavize, eşdeğerde bir vaad karşılığı yanaştı. Bu vaadin,
bugünkü statükonun izin verdiği yollardan çok daha enerjik yollarla Mehmed Ali
Paşa’yı antlaşmayı uygulamaya zorlamayı amaçladığından hiç şüphe yok.
Bu
antlaşmanın şablon olan serbest ticaret antlaşmaları 1820-40 yılları arasında
Latin Amerika’dan Çin’e kadar pek çok devletle yapıldığı bilinmektedir. Daha
öncede ifade edildiği gibi bu ya gönüllü ya da zora başvurarak olmuştur.[22] Osmanlı Devleti 1838
Balta Limanı Antlaşması’nı İngilizlerden sonra 25 Kasım 1838’de Fransızlar;
1839’da Hansa şehirleri, Sardunya; 1840’da İsveç, Norveç, İspanya, Hollanda,
Belçika, Zollverein hükümetleri; 1841’de Danimarta; 1843’te Portekiz ve en son
1846’da Rusya ile imzalamıştır.[23] Buradan yola çıkarak
Osmanlı Devleti’nin dünyaya net açıldığı söylenilebilir. Palmerston’a
gönderilen bir yazıda antlaşma için şu ifadeler yer alıyordu: “…daha fazlasını istemeye hakkımız olmayacak
kadar mükemmel ve önceden ümit ettiklerimizin çok fevkinde…”[24]
2.
1838
Balta Limanı Antlaşması ve Doğurduğu Sonuçlar
1838
Balta Limanı Antlaşması, iki kısımdan oluşmaktadır. İlk kısım yedi maddeden
oluşan esas kısım, ikinci kısım ise zeyldir. İlk maddede eskiden beri
verilegelen imtiyazların bundan böylede devam edeceği, herhangi bir devletin
tebaasına ve gemilerine sağlanan imtiyazların otomatik olarak İngiltere’ye de
sağlanacağı hakkındadır. İkinci madde yed-i vahid usulü ve ihraç yasaklarının
kaldırılması; malın bir yerden başka bir yere taşınmasında gerekli olan tezkere
usulünün kaldırılmasıdır. Bu usule karşı hareket olursa cezalandırılacak ve
İngiliz tüccarının –eğer zarara uğramışsa- zararı tazmin edilecekti.[25] Bunun yanında İngiliz
vatandaşları Osmanlı Devleti içinde üretilen her türlü malı alma ve satma
hakkına sahip oluyordu. Üçüncü maddede İngiliz tüccarları, Osmanlı Devleti
yerli tüccar tabakası oluşturursa bu yerli tüccarla aynı haklara sahip olup
onların ödedikleri vergileri ödeyeceklerdi. Dördüncü madde, İngiliz tüccarları
tarafından ülkeden götürülecek malların vergileri üzerinedir. Buna göre hiçbir
vergi ödemeden iskeleye indirebilecekler ancak ihracatı olarak bu eşyanın
kıymeti üzerinden %9, iskeleden ayrılırken de %3 gümrük vergisi alınacaktı. Bu
mal iskelede satılırsa yine %3 ihraç vergisi ödenecekti.[26] Beşinci madde İngiliz
ticaret gemilerinin boğazlardan serbestçe geçebileceği üzerinedir. Altıncı
madde bu antlaşmanın Osmanlı’nın her tebaası ve her bölgesi için geçerli
olacağı üzerinedir. Yedinci madde tarife defterleriyle alakalıdır. İhraç
mallarında %9 amediyye ve ek olarak %3 gümrük vergisi, ithal mallarında %3 ve antlaşmanın
ikinci kısmında yer alan %2 munzam vergilerinin Osmanlı parası ile hesaplanıp
defterlere kaydedilmesiyle alakalıdır.[27] Zeyldeki ikinci maddede İngiltere,
bu %3+%2 lik vergi ödendikten sonra başka hiçbir vergi ödemeden Osmanlı
Devleti’nin içlerine kadar satabileceklerdi. Bu ithalat vergisidir. Böylece
transit ticarette %3 vergi ödendiği, ihracatta %12 ve ithalatta toplamda %5
vergi ödendiği görülür.[28] Bakıldığında vergilerin
anormal olduğu söylenemez. Osmanlı Devleti zaten ihracatı kısıtlayıp ithalatı
yeri geldiğinde teşvik ediyordu. Yine de bu antlaşma ile yabancı malın ülkeye
ithalinin ve yerli ürünün ise büyük oranlarda dışarı çıkmasının kolaylaştığı
söylenilebilir. Artık Osmanlı Devleti olağanüstü vergiler ya da sınırlama uygulama
hakkından vazgeçmiş olacaktı.[29] Ayrıca seri üretim olan
ucuz mala rağbetin olması yerli tezgâhların kapanmasına neden olmuş, Osmanlı
ürünleri fazla ücret vermesinden dolayı yabancı tüccara satıldığından Osmanlı
Devleti’nin en fazla korktuğu şeylerden biri olan kıtlık baş göstermiştir.[30] İngiltere özellikle
1820’lerde Beyrut ve İzmir’de konsolos bulundurabilirken –ki bu
konsoloslukların en tenha yerlerde dahi açılması ticaretin oralara ulaştırılmak
istenmesindendir.- artık birçok limanda konsolos bulundurabilecekti. Bu şekilde
bütün rakiplerini elediği de söylenilebilir.[31] Bunun yanında İngiltere
Osmanlı Devleti’nde sadece toptan ticaret yapabiliyorken perakende ticareti
yapar hale gelmesi İngiltere’yi daha avantajlı bir hale getirmiştir. Zaten
antlaşma birçok devletle imzalanmasına rağmen en karlı olan İngiltere’dir. Hem
Akdeniz ticaretindeki üstünlüğünü sağlamış hem de Rusya ve Fransa’nın yayılma
arzularını önleyebilmiştir.[32] Ancak İngiltere ve Fransa
arasındaki rekabet son bulmayacaktır.
Doğu Akdeniz’le İngiltere arasındaki
ticareti elinde bulunduran Levant Kumpanyası’nın -2.5 asırlık bir dönemde Doğu
Akdeniz’de büyük bir nüfuza sahip olduğu gözden kaçırılmamalıdır- 1825 yılında
lağvından sonra İngiltere’nin ticareti eline aldığı ve Osmanlı Devleti’nde
nüfuzunu arttığı görülmüştü. Yed-i vahid usulünün tesisi bu döneme
rastlamaktadır. Osmanlı Devleti ihraç
yasağı koyduğu bazı ürünleri devlet tekeline almıştı. İlber Ortaylı, tekelci
tüccar ve devlet görevlilerinin alımını yapamadıkları ürünün çürümesine veya
düşük fiyatlarla köylünün elinden çıkmasına sebep oldukları için bu usulün
Osmanlı tüccarı ve çiftlik sahiplerinin yararına kaldırılması gerektiği
düşüncesini vurgulamaktadır.[33] Antlaşmanın ikinci
maddesinde yer alan bu yed-i vahid usulünün ve ihraç yasaklarının kaldırılması
aslında şu anlama geliyordu. Artık Osmanlı Devleti, rayiç fiyatı üzerinden
bedelini ödeyebilen her yabanı tüccar eğer malı istiyorsa alabilecekti. Osmanlı
Devleti öncelik hakkına sahip değildi.[34]
1838 Balta Limanı Antlaşması’nın
dolaylı sonucu olarak Osmanlı Devleti’nin başına dış borçlar sorununu açması
gösterilebilir. İthalat ve ihracat munzam vergilerinin tehdit edilmesi ile
savaşların karşılanması için dış borç alınması zorunlu hale geldi. Bu antlaşma
ile 1876’ya kadar Osmanlı Devleti’ne verilen diplomatik destek[35] 1854 Kırım Savaşı’nda
Osmanlı Devleti’nin işine yaramıştı. Çünkü bu yılda ilk borç İngiltere’den
sağlanmıştı. Bu Osmanlı Devleti’ni önce ekonomik iflasını açıklamaya akabinde
ödeyemediği dış borçların ödenmesi için Düyûnu Umumiye idaresinin kurulmasıyla
bu idarenin tek başına gelir toplayan bir kurum haline gelmesini doğuracaktır.[36] Buna rağmen sağlanan
diplomatik destek Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğü açısından önemlidir.
Osmanlı-İngiliz dış ticaretinde bu antlaşmadan sonra yüksek oranlarda bir artış
mevcut olduğu görülür. Ortaylı, Britanya’nın bu ticari üstünlüğünün 1838
antlaşmasına dayanarak yedi yıl içinde sağlandığı iddialarını gerçek dışı
olarak kabul etmektedir. 17. yüzyıl sonundan beri Osmanlı-Avrupa ticaretini
kaçakçılığın düzenlediğini belirtmektedir. Haliyle 1838 Balta Limanı Antlaşması’nın
kaçak yapılan ticaretin belgelenmesinden başka bir şey olmadığını
söylemektedir.[37]
1838 Balta Limanı Antlaşması’nın
uygulanabilmesi için gerekli olan hukuki yapının Tanzimat Fermanı ile sağlanmış
olması, özellikle tebaa içinde eşitlik sağlanma noktasında[38], önemlidir. Tanzimat
Fermanı’nın ilanına etkisi olduğu söylenebilir.
Son olarak hep 1838 Balta Limanı
Antlaşması’nın serbest ticaret ilkelerine dayalı bir dönüm noktası olduğu
belirtilir. İncelenen birçok kaynakta da bu husus vurgulanmıştır. Ancak Eşiyok,
Quataert’te dayanarak dönemeç noktasının ne 1838 Balta Limanı Antlaşması ne de 1839
Tanzimat Fermanı olmadığını söylemektedir. Quataert’e göre dönüm noktası
yeniçerilerin ortadan kaldırıldığı 1826 yılıdır. O, lonca ayrıcalığını koruyan
silahlı gücün yok edilmesi ile serbest ticaret ilkelerinin uygulanabildiğini
belirtmektedir. Artık serbest ticaret geliştirilebilir hale gelmişti.[39]
SONUÇ
Korumacı politikalarla sanayileşme
sürecini tamamlayan İngiltere’nin Adam Smith’in ortaya koyduğu serbest ticaret
ilkesi gereği hammadde ihtiyacını karşılamak ve ürettiği mamul maddeyi ihraç
etmek için pazar arayışına girişmesi ve devletlere gelişebilmenin koşulu olarak
serbest ticaret ilkelerini dayatması söz konusudur. Bu minvalde Avrupa’nın
gümrük duvarı uygulaması İngiltere’yi doğuda kalan coğrafyalara yöneltmiştir. Birtakım
siyasi ve ekonomik sebepler 1838 Balta Limanı Antlaşması’nın imzalanmasına
zemin hazırlamıştır. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti, İngiltere’nin diplomatik
desteğini kazanmış ve ticarette ikilinin ilişkilerinin artmış olmasına rağmen
Osmanlı Devleti ekonomik alanda pazar haline gelmiştir. Osmanlı Devleti denge
politikası güderek bunu birçok devlete sağlamış bu sayede dünya ekonomisine
dâhil olmuştur.
KAYNAKÇA
BAILEY,
Frank Edgal, “Palmerston ve Osmanlı Reformu (1834-1839)”, Çev. Yasemin Avcı, Tanzimat Değişim Sürecinde Osmanlı
İmparatorluğu, Ed. Halil İnalcık, Mehmet Seyitdanlıoğlu, 7. Baskı, İş
Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2018, s. 305-351.
BERKES,
Niyazi, 100 Soruda Türkiye İktisat Tarihi
(İkinci Cilt Osmanlı Devletinin Ekonomik Çöküşü), Genişletilmiş İkinci
Baskı, Gerçek Yayınevi, İstanbul, 1975.
DURA,
Cihan, “Ezberler ve Gerçekler… Bugünün Sanayileşmiş Ülkeleri Serbest Rekabet
Yoluyla Kalkınmadı”, Politika Dergisi,
Sayı 23, s. 10-15.
------------------
“Batı’nın Saklı Yüzü: Merdiveni İtme Stratejisi”, http://www.cihandura.com/tr/makale/batinin-sakli-yuezue-merdven-tme-stratejs-
(12.05.2021; 15.18).
EŞİYOK,
B. Ali, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Dünya Ekonomisine Eklenmesinde Bir Dönüşüm
Noktası; 1838 Serbest Ticaret Anlaşması”, Mülkiye,
Cilt 34, 2010, s. 67-108.
GENÇ,
Mehmet, Osmanlı İmparatorluğunda Devlet
ve Ekonomi, 15. Baskı, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2018.
GÜRSEL,
Seyfettin, “1838 Osmanlı-İngiliz Ticaret Antlaşması”, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 3, İletişim
yayınları, s. 688-690.
KIRAY,
Emine, Osmanlı’da Ekonomik Yapı ve Dış
Borçlar, İletişim Yayınları, 5. Baskı, İstanbul, 2015.
KÜTÜKOĞLU,
Mübahat S., “Baltalimanı Muahedesi”, DİA,
Cilt 5, İstanbul, 1992, s. 38-40.
----------------------
Osmanlı İngiliz İktisâdi Münâsebetleri 1
(1580-1838), Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1974.
---------------------- Osmanlı-İngiliz İktisâdi Münâsebeti II (1838-1850), Edebiyat
Fakültesi Basımevi, İstanbul, 1976.
ORTAYLI, İlber, İmparatorluğun
En Uzun Yüzyılı, 44. Baskı, Timaş Yayınları, İstanbul, 2016.
PAMUK, Şevket, Osmanlı-Türkiye İktisadî Tarihi
1500-1914, Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş İkinci Baskı, Gerçek Yayınevi,
İstanbul, 1990.
SANDER, Oral, Anka’nın
Yükselişi ve Düşüşü (Osmanlı Diplomasi Tarihi Üzerine Bir Deneme), Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, Ankara, 1987.
SMITH,
Adam, Ulusların Zenginliği, Çev. M.
Tanju Akad, Cilt 2, Alan Yayınları, İstanbul, 2011.
TENGİRŞENK,
Yusuf Kemal, “Tanzimat Devrinde Osmanlı Devletinin Haricî Ticaret Siyaseti”, Tanzimat 1, MEB, İstanbul, 1999, s. 289-320.
TOPRAK,
Zafer, “II. Meşrutiyet Döneminde İktisadi Düşünce”, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 3, 1985, s.
YALÇINKAYA,
M. Alaattin, “III. Selim ve II. Mahmut Dönemleri Osmanlı Dış Politikası”, Türkler, Cilt 12, Yeni Türkiye
Yayınları, Ankara, 2002, s. 1032-1088.
YERASIMOS,
Stefanos, Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye
1: Bizans’tan Tanzimat’a, Çev. Babür Kuzucu, Özlem Yayınları, İstanbul,
1974.
YILMAZ,
Ferhat, 1838 Serbest Ticaret
Antlaşması’nın Osmanlı Ekonomisi Üzerine Etkisi, Gebze Teknik Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gebze, 2015.
YÜCE, Samet, Britanya’nın
Ortadoğu Politikası ve Gertrude Bell, Nizamiye Akademi, İstanbul, 2016.
YÜCEKÖK,
Ahmet, “Emperyalizm Yörüngesinde Osmanlı İmparatorluğu 1838 Ticaret
Sözleşmeleri”, Ankara Üniversitesi SBF
Dergisi, Cilt 23, Sayı 1, 1968, s. 381.-421.
[1] Niyazi Berkes, 100 Soruda Türkiye İktisat Tarihi (İkinci
Cilt Osmanlı Devletinin Ekonomik Çöküşü), Genişletilmiş İkinci Baskı, Gerçek
Yayınevi, İstanbul, 1975, s. 322.
[2] Zafer Toprak, “II. Meşrutiyet
Döneminde İktisadi Düşünce”, Tanzimat’tan
Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 3, 1985, s. 16.
[3] B. Ali Eşiyok, “Osmanlı
İmparatorluğu’nun Dünya Ekonomisine Eklenmesinde Bir Dönüşüm Noktası; 1838
Serbest Ticaret Anlaşması”, Mülkiye,
Cilt 34, 2010, s. 70.
[4] Ahmet Yücekök, “Emperyalizm
Yörüngesinde Osmanlı İmparatorluğu 1838 Ticaret Sözleşmeleri”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt
23, Sayı 1, 1968, s. 383-384.
[5] Adam Smith de Ulusların Zenginliği
(The Wealth of Nations) adlı eserinde bu kısıtlamalardan bahsetmektedir. Bkz.
Adam Smith, Ulusların Zenginliği,
Çev. M. Tanju Akad, Cilt 2, Alan Yayınları, İstanbul, 2011.
[6] Yücekök, a.g.m., s. 385, 389.
[7] Toprak, a.g.m., s. 13.
[8] Cihan Dura, “Ezberler ve
Gerçekler… Bugünün Sanayileşmiş Ülkeleri Serbest Rekabet Yoluyla Kalkınmadı”, Politika Dergisi, Sayı 23, s. 12, Ayrıca
ayrıntılı olarak bkz. Cihan Dura, “Batı’nın Saklı Yüzü: Merdiveni İtme
Stratejisi”, http://www.cihandura.com/tr/makale/batinin-sakli-yuezue-merdven-tme-stratejs- (12.05.2021; 15.18).
[9] Mehmet Genç, Osmanlı İmparatorluğunda Devlet ve Ekonomi, 15. Baskı, Ötüken
Yayınları, İstanbul, 2018, s. 233.
[10] Yücekök, a.g.m., s. 399.
[11] Emine Kıray, Osmanlı’da Ekonomik Yapı ve Dış Borçlar, İletişim Yayınları, 5.
Baskı, İstanbul, 2015, s. 70.
[12] Oral Sander, Anka’nın Yükselişi ve Düşüşü (Osmanlı Diplomasi Tarihi Üzerine Bir
Deneme), Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, Ankara,
1987, s. 119.
[13] Yücekök, a.g.m., s. 395.
[14] Sander, a.g.e., s. 121-122.
[15] Sander, a.g.e., s. 119.
[16] Yücekök, a.g.m., s. 401-402.
[17] Mübahat S. Kütükoğlu, “Baltalimanı
Muahedesi”, DİA, Cilt 5, İstanbul,
1992, s. 38.
[18] Frank Edgal Bailey, “Palmerston ve
Osmanlı Reformu (1834-1839)”, Çev. Yasemin Avcı, Tanzimat Değişim Sürecinde Osmanlı İmparatorluğu, Ed. Halil
İnalcık, Mehmet Seyitdanlıoğlu, 7. Baskı, İş Bankası Kültür Yayınları,
İstanbul, 2018, s. 332-334.
[19] Yusuf Kemal Tengirşenk, “Tanzimat
Devrinde Osmanlı Devletinin Haricî Ticaret Siyaseti”, Tanzimat 1, MEB, İstanbul, 1999, s. 311, 313.
[20] Kütükoğlu, a.g.m., s. 38.
[21] Seyfettin Gürsel, “1838
Osmanlı-İngiliz Ticaret Antlaşması”, Tanzimat’tan
Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 3, İletişim yayınları, s. 690.
[22] Eşiyok, a.g.m., s. 70.
[23] Kütükoğlu, a.g.m., s. 40.
[24] Stefanos Yerasimos, Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye 1:
Bizans’tan Tanzimat’a, Çev. Babür Kuzucu, Özlem Yayınları, İstanbul, 1974,
s. 552.
[25] Mübahat S. Kütükoğlu, Osmanlı İngiliz İktisâdi Münâsebetleri 1
(1580-1838), Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1974, s.
110.
[26] Ferhat Yılmaz, 1838 Serbest Ticaret Antlaşması’nın Osmanlı
Ekonomisi Üzerine Etkisi, Gebze Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gebze, 2015, s. 47.
[27] Kütükoğlu, a.g.e., s. 111.
[28] Kıray, a.g.e., s. 71.
[29] Şevket Pamuk, Osmanlı-Türkiye
İktisadî Tarihi 1500-1914, Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş İkinci Baskı,
Gerçek Yayınevi, İstanbul, 1990, s. 164.
[30] Mübahat S. Kütükoğlu, Osmanlı-İngiliz İktisâdi Münâsebeti II
(1838-1850), Edebiyat Fakültesi Basımevi, İstanbul, 1976, s. 109.
[31] İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, 44.
Baskı, Timaş Yayınları, İstanbul, 2016, s. 120.
[32] Samet Yüce, Britanya’nın Ortadoğu Politikası ve Gertrude Bell, Nizamiye
Akademi, İstanbul, 2016, s. 107.
[33] Ortaylı, a.g.e., s. 122.
[34] Yerasimos, a.g.e., s. 553.
[35] M. Alaattin Yalçınkaya, “III.
Selim ve II. Mahmut Dönemleri Osmanlı Dış Politikası”, Türkler, Cilt 12, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, s. 1072.
[36] Yücekök, a.g.m., s. 409.
[37] Ortaylı, a.g.e., s. 120.
[38] Yücekök, a.g.m., s. 419.
[39] Eşiyok, a.g.m., s. 79.
Yorumlar
Yorum Gönder