DEMİRYOLU MESELESİ
GİRİŞ
Avrupa sermayedarının
büyükleri cüzi istifade için küllî para sarf etmeğe daima hazırdırlar. Fakat ne
kadar az fâide olursa o kadar ziyade emniyet isterler. Memâlik-i Osmaniye’nin
servet ve iktidarca bulunduğu hal ile beraber bu emniyet(i) nasıl hâsıl
edebilir?[1]
Demiryolu
meselesi kapitülasyonlarla birlikte sömürge haline getirilmeye çalışılan
Osmanlı Devleti’nin bu konudaki arzusu göz ardı edilerek bakılabilecek bir
mesele değildir. Abdülaziz Sirkeci garının yapımı sırasında Topkapı Sarayı’nın
bir bölümünün yıkılması gerektiği doğrultusunda izin isteyenlere “Demiryolu geçsin de isterse sırtımdan geçsin”
demiştir.[2] Buna mukabil 1830’lara
uzanan ilk demiryolu projeleriyle Osmanlı Devleti’nin teşvik edilmesi ve
akabinde 1854’lerde İngilizlerin Osmanlı Devleti’ne çift mantarlı çelik rayı
getirmeleri Türkiye şimendiferleri için başlangıç oluşturmuştur.[3] Bu projelere Osmanlı
Devleti’nin de nispeten bundan faydalandığı, hatta yapımını kendi çıkarı
doğrultusunda –Osmanlı’nın tecrübesizliğinden kaynaklanan suiistimaller olsa
da- kabul ettiği projeler olarak bakılabilir. Mesela Osmanlı Devleti masraflı
gördüğü ve ona sunulan projede devlet faydası görmediği için Doğu Karadeniz
kesimlerini buna dâhil etmemiştir.[4] Buradan devlet
çıkarlarının ön planda tutulduğu gibi bir sonuçta çıkarılamaz. Nitekim
demiryolu inşası Osmanlı Devleti’nin kendi çıkarlarından çok yabancı
devletlerin ekonomik ve siyasal çıkarlarına yöneliktir.[5]
Demiryolu
sözleşmeleriyle verilen imtiyazlar yabancılara uzun süreli -90 yıl gibi-
ekonomik kazançlar sağlıyordu. Özellikle demiryollarının geçiş güzergâhları
çoğunlukla bu devletlerin istediği güzergâhlar oluyordu –ki bunlarda çoğunlukla
verimli arazilerdi. Osmanlı Devleti borç aldığı devletlere adli, mali ve
iktisadi birtakım imtiyazlar vermişti.[6] Bu borçların bir kısmı demiryollarının
yapımı için alınmaktaydı. Devlet hem belli bir kilometre garantisi veriyor, her
türlü hakkı tanıyor hem de şartları yerine getirmediği takdirde tazminat
ödüyordu. Bunun yanında devlet, demiryolu imtiyazını elde eden şirketlere
ithalat ve ihracatta kolaylıklar ve vergi muafiyetleri sağlıyordu.[7] Şevket Pamuk bu tür
imtiyazların Osmanlı ekonomisinin dışa açılması ve maliyesinin Avrupa
sermayesinin denetimi altına girmesi sürecinde önemli olduğunu söylemektedir.[8] Bu halde demiryolu
sözleşmelerinin birer “kapitülasyon
anlaşması niteliği”[9] kazandığı söylenilebilir. Bunlar
yabancı sermaye tarafından desteklenen şirketlere demiryolu hatlarının inşası
için verilen birtakım imtiyazlardır.
1.
Osmanlı
Devleti’nin Demiryolu Serüveni
İngiltere’de
ilk demiryolu 1630’lu yıllarda tramvays olarak bilinen insan ve hayvan gücüne
dayalı çekmeli bir taşıma sistemi vardı. 1800’lü yılların başında Richard
Trevithick’in buharlı lokomotifi icat etmesiyle modern anlamda bilinen
demiryolu taşımacılığı ve inşası başladı.[10] 1830 yılında Avrupa’da
Roket adı verilen lokomotifin İngiltere’de Liverpol-Manchester arasındaki hatta
kullanılmasıyla Avrupa’nın her yerinde Amerika ve hatta Rusya’da da
demiryolları önemli ölçüde yaygınlaştı.[11] Avrupa’da sermaye
birikimi dolayısıyla sermaye yatırımları başladı. En çok tercih edilen alan kârlı
olması dolayısıyla demiryollarıydı.
Osmanlı
Devleti’nde inşasına ilk başlanan demiryolu Kahire-İskenderiye hattıdır. 1854
yılında işlemeye başlamıştır.[12] Sonrasında Osmanlı
Devleti İstanbul-Belgrad arası demiryolunu Balkanlarda artma eğiliminde olan
isyanların bastırılması, olası bir Osmanlı-Rus savaşında Balkanlara asker
sevkiyatını kolaylaştırmak, Balkan prensliklerinin ticaret üzerinden Osmanlı
Devleti’ne bağlılığını sağlamak, Avrupa ile siyasi bir bütünleşme sağlamak vb.
amaçlarla yapmak istemiştir. Bunu yapacak ne maddi güce ne de tecrübeye
sahipti. Bu da hattın yabancı sermaye ve yabancılar eliyle yapılacağı anlamına
geliyordu. 1865 yılında yapımına başlanan Köstence-Çernovoda ve İzmir-Aydın
hatları tüm aksaklıklara ve şirketlere yeni imtiyazlar verilmesiyle ancak
bitirilmişti.[13]
İzmir-Aydın hattı bölgenin hammadde kaynağı olarak değerlendirilmek istenmesi,
verimli bir bölge olması, İzmir’in Osmanlı Devleti’nin en önemli limanlarından
olması vb. hususlar İngiliz sermayesini bu hattın döşenmesi noktasında teşvik
etmişti. Osmanlı açısından bu demiryolunun yapılmasının önemi ise ülkede artan
iç karışıklıkların hızlı asker sevkiyatı ile önlenebileceğinin düşünülmesi ve
ülkenin içinde bulunduğu mali bunalımın giderilmesine yardımcı olmaktı.[14] Bahsi geçen Rumeli demiryolları imtiyazı
Hirsch’e verildi[15]
ve işe daha sonra Sirkeci olarak değiştirilecek olan Yedikule-Küçükçekmece
arasında başlandı. Berlin Antlaşmasında Rumeli demiryollarının Avrupa hatları
ile birleştirilmesi karara bağlandı ve 1888 yılında İstanbul’dan Viyana’ya
gidecek Şark Exkspresi (Orient Express)[16] Sirkeci garından hareket
etti. Rumeli demiryolları için Osmanlı Devleti 90 yıl boyunca toplamda
2.772.000.000 franklık bir yükün altına girmişti. Avrupa ile düşündüğü bağlantı
ancak 33 yıl sonra kurulabilmişti.[17]
1875’te
Süveyş’i ve 1878’te Kıbrıs’ı ele geçiren İngiltere’nin yerini Anadolu’da
demiryolları yaptırma konusunda Almanya alacaktır. Bunda İngiltere’nin
sömürgelerine giden yolu güvence altına alması ve Osmanlı Devleti’nin
İngiltere’nin bu tavrından dolayı İngiltere’ye bakışını değiştirmesinin etkisi
vardır. 1883 yılında çıkarılan bir fermanla Anadolu-Bağdat demiryolunun
işletilmesi ve İzmit-Ankara hattının yapımı Almanlara bırakılmıştır. 1893
yılında kurulan Anadolu Demiryolu Şirketi Osmanisi Ankara, Kayseri, Sivas,
Eskişehir, Afyon ve Konya hatlarının yapımını üstlenmiştir.[18]
1890
yılında II. Abdülhamit’in bölgedeki petrol madeninin işletilmesi ayrıcalığını
kendi emrine göre verileceğini duyurmasından sonra bu ayrıcalık demiryolu
yapımı işi ile birlikte Alman firmasına verilmişti. İlber Ortaylı, Osmanlı
Devleti’nde Almanya demenin Anadolu’dan Mezopotamya’ya kadar uzanan demiryolu
demek olduğunu söylemektedir.[19] Almanya Bağdat hattını
Basra’ya kadar uzatmak isteyince diğer ülkelerden tepki topladı.[20] Mesela Rusya için Bağdat
demiryolu şu anlama geliyordu: “Eğer
Alman demiryolu Fırat ve Dicle vadisindeki tahıl tarımını geliştirir, dünya
piyasalarına sunulacak hale getirirse, Rus toprak aristokrasisinin kârları
azalacaktır. Eğer Mezopotamya’daki petrol kaynakları söylendiği gibi zenginse,
güney Rusya petrolünün geleceği sarsılacaktır.”[21] Hatta demiryollarının
Bağdat ve Basra’ya uzatılması sorunu Avrupa devletleri arasında ekonomik
içerikli siyasal bir savaşıma dönüşmüştü. Nihayetinde Alman Deutsche Bank yapım
hakkını elde etmiş oluyordu.[22] Ancak Rusya’nın etkisiyle
hattın Sivas üzerinden kuzeydoğu Anadolu’ya yöneltilmesinden vazgeçildi.
İngiltere’nin Mısır’daki askeri nüfusunun artırılmasına göz yumuldu ve
Fransa’ya da İzmir-Kasaba hattının Alaşehir’den Afyon’a kadar uzatılma
imtiyazının verilmesi ile bu devletlerin gönlü yapıldı.[23] Osmanlı Devleti, 1903
yılında kurulan Bağdat Demiryolu Şirketine demiryolu inşaatı ve işletmesinde
kullanılacak hazine topraklarına bedelsiz sahip olma, inşa için gerekli
kereste, odun vb. ihtiyaçları devlet ormanlarından karşılama, hattın geçtiği
alanın kuzey ve güneyinden 20’şer -bazı kaynaklarda 25 olarak yer alıyor-
kilometrelik alanlarda bulunan bütün madenleri işletme, bu alanlarda arkeolojik
kazılar yapma, demiryolunun geçtiği topraklardan sağlayacağı her türlü vergiden
muaf olma vb. imtiyazları vermiştir.[24] Yapımı Birinci Dünya
Savaşı’nda da devam eden 1918’de tamamlanan bu demiryolu Türkiye Cumhuriyeti
tarafından 1928 yılında satın alınarak devletleştirilmiştir.[25] Bu demiryolu Osmanlı
Devleti’ne ekonomik ve siyasal faydalar sağlamıştır. Hattın askeri amaçlarla
kullanmasının yanında daha önceden Doğu Prusya, Romanya ve Odessa üzerinden
Rusya’dan gelen buğdayın yerini Anadolu buğdayı almıştır. Ayrıca hat boyunca
yerleştirilen Rumeli göçmenleri ile tarım da zenginleşmiştir.[26]
1872
yılında Alman Mühendis Wilhelm von Pressel, Osmanlı Devleti’nin Hicaz’ı askeri
anlamda kontrol edebileceği bir proje ile gelmişti. Birçok devlet adamı
padişaha Hicaz demiryolu doğrultusunda layihalar sunmuş ve sonunda devlet
sermayesinin yanında halkın desteğiyle birlikte Hicaz demiryolu inşa edilmeye
başlanmıştır. Bu demiryolunun inşasında çeşitli sebepler vardır. Arabistan
bölgesi, dini, stratejik, ekonomik durumu nedeniyle önemli bir bölgeydi. Avrupalıların
da buraya karşı ilgisi vardı. Bu demiryolu hattı sayesinde Payitahtla Hicaz
arasındaki bağlantı sağlanacak ve Abdülhamid’in Müslüman dünyadaki prestiji
artacaktı. Ayrıca bölgeye kolay bir şekilde asker sevkiyatı yapmak suretiyle
bölgedeki mahalli güçlerin aleyhine merkezin nüfuzu artacaktı. Bunun yanında
bölge iktisadi açıdan da gelişecekti.[27] Büyük ölçüde Osmanlı
Devleti’nin elinden çıkmış olan bir hat olsa da kazandırdığı tecrübe önemlidir.[28]
Netice itibariyle Osmanlı yöneticilerinin demiryolu yapımından çok büyük faydalar bekledikleri söylenebilir. İç güvenliğin sağlanması, merkezi devletin gücünün imparatorluğun uzak köşelerine kadar ulaştırılması, savaş veya isyanlarda bölgeye hızlı asker ve malzeme sevkiyatının yapılması, toplanamayan vergilerin etkin şekilde toplanabilmesi ile yerel unsurların güçlerinin azaltılması, ulaştırma maliyetinin düşmesi, tarımsal üretimin artması amaçlanmaktaydı[29] ancak yabancı sermayedarların bitmeyen istekleri, kapitülasyonların sürekli devlet zararına kullanılması, ülkeye fayda sağlayacak hatların inşa edilmek istenmemesi ya da istedikleri kadar taviz kopardıktan sonra yapılması beklenen faydaların sağlanamamasına sebep olmuştu.[30] Demiryolu yapım imtiyazları Ahmet Kısa’nın ifadesiyle bir koçbaşı etkisi yaratarak imtiyazı elde eden ülkenin bölgeyi diğer yatırımlarda da ele geçirmesini mümkün kıldığı görülmektedir.[31]
SONUÇ
Dünyadaki gelişmelerin sonucunda
demiryolları sömürgeci devletlerin hammaddeleri rahat bir şekilde
taşıyabilmeleri ve elde ettikleri imtiyazlarla kârlı işletmelerdi. Devletlerin
maddi durumları olmayınca borç alarak bunu yapmaları yabancı sermayeye olana
bağımlılığı artırmıştır. Bu durum kapitülasyonlar, devletin içinde bulunduğu
mali, iktisadi ve siyasi durumunda etkisiyle devletin yarı sömürge haline
gelmesini sağlamıştır. Osmanlı Devleti kendisini bunun dışında tutamamış,
merkezileşmenin de verdiği etkiyle demiryollarını istemiştir. Bu bağlamda
Balkanlar ve Hicaz, Bağdat ve Basra’ya kadar demiryolları yapılmıştır. Değişen
şartlar itibariyle demiryolları imtiyazlarındaki üstünlük yabancı devletler arasında
el değiştirmiştir. Buna rağmen Osmanlı Devleti’nin denge politikası güttüğü
görülmektedir.
Coğrafyanın verimine göre, petrol
bulunmasına göre ya da stratejik bölge olmasına göre yabancı devletler arasında
rekabet unsuru haline geldiği görülmüştür. Osmanlı Devleti kendi çıkarlarına
uygun hatlar yaptırmaya çalışsa da Avrupalı devletlerin çıkarları ön planda
olmuş türlü yollarla hatları istedikleri yerlerden geçirmişlerdir.
KAYNAKÇA
Ahmed
Cevdet Paşa, Sultan Abdülhamid’e Arzlar
(Ma’rûzât), Haz. Yusuf Halaçoğlu, 3. Baskı, Babıali Kültür Yayıncılığı,
İstanbul, 2019.
BEYDİLLİ,
Kemal, “Bağdat Demiryolu”, DİA, Cilt
4, İstanbul, 1991, s. 442-444.
ÇAVDAR,
Tevfik, Osmanlıların Yarı-Sömürge Oluşu,
Ant Yayınları, İstanbul, 1970.
ENGİN,
Vahdettin, “Rumeli Demiryolu”, DİA,
Cilt 35, İstanbul, 2008, s. 235-237.
KANBEROĞLU,
Nesrin, “Osmanlı Devleti’nin II. Meşrutiyet Dönemi Demiryolu Politikaları
1908-1914”, Vakanüvis-Uluslararası Tarih
Araştırmaları Dergisi, Cilt 3, 2018, s. 158-187.
KISA,
Ahmet, Osmanlı Devleti’nde Bayındırlık
Faaliyetleri (1908-1918) Kapitülasyonlar, İmtiyazlar, Anonim Şirketler,
Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı
Yayınlanmamış Doktora Tezi, Antalya, 2019.
LEWİS,
Bernard, Modern Türkiye’nin Doğuşu,
Çev. Boğaç Babür Turna, 9. Baskı, Arkadaş Yayınları, Ankara, 2017.
Namık
Kemal, “Rumeli Demiryolları Hakkında Levant Times’da Görülen Bir Makalenin
Tercümesidir”, Osmanlı Modernleşmesinin
Meseleleri Bütün Makaleleri 1, Haz. Nergis Yılmaz Aydoğdu ve İsmail Kara,
2. Baskı, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2019, s. 284-289.
ORTAYLI,
İlber, “Osmanlı Üzerinde Alman Etkisi”, Tarihimiz
ve Biz, Timaş Yayınları, İstanbul, 2008.
PAMUK,
Şevket, 100 Soruda Osmanlı-Türkiye
İktisadî Tarihi (1500-1914), Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş 2. Baskı,
İstanbul, 1990.
SAYDAM,
Abdullah, Osmanlı Medeniyeti Tarihi,
2. Baskı, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2015.
SUVLA,
Refii Şükrü, “Tanzimat Devrinde İstikrazlar”, Tanzimat I, MEB Yayınları, İstanbul, 1999, s. 263-288.
TURAN,
Şerafettin, Türk Devrim Tarihi I
İmparatorluğun Çöküşünden Ulusal Direnişe, 3. Baskı, Bilgi Yayınevi,
İstanbul, 2008.
UZUNTEPE,
Gülçin, Osmanlı İmparatorluğu’nda İlk
Demiryolu, İzmir-Aydın-Kasaba (Turgutlar) (1856-1897), Eskişehir Anadolu
Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2000.
[1] Namık
Kemal, “Rumeli Demiryolları Hakkında Levant Times’da Görülen Bir Makalenin
Tercümesidir”, Osmanlı Modernleşmesinin
Meseleleri Bütün Makaleleri 1, Haz. Nergis Yılmaz Aydoğdu ve İsmail Kara,
2. Baskı, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2019, s. 289.
[2] Abdullah
Saydam, Osmanlı Medeniyeti Tarihi, 2.
Baskı, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2015, s. 445.
[3] Soyalp
Tamçelik, “Osmanlı Dönemi Demiryollarının Tarihî Gelişimi İçerisinde Siyasî ve
İktisadî Sosyal Etkileri, Erdem, Cilt
12, Sayı 35, 2000, s. 488.
[4] Nesrin
Kanberoğlu, “Osmanlı Devleti’nin II. Meşrutiyet Dönemi Demiryolu Politikaları
1908-1914”, Vakanüvis-Uluslararası Tarih
Araştırmaları Dergisi, Cilt 3, 2018, s. 160.
[5]
Tamçelik, a.g.m., s. 495.
[6] Refii
Şükrü Suvla, “Tanzimat Devrinde İstikrazlar”, Tanzimat I, MEB Yayınları, İstanbul, 1999, s. 288.
[7] Ahmet
Kısa, Osmanlı Devleti’nde Bayındırlık
Faaliyetleri (1908-1918) Kapitülasyonlar, İmtiyazlar, Anonim Şirketler,
Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı
Yayınlanmamış Doktora Tezi, Antalya, 2019, s. 88.
[8] Şevket
Pamuk, 100 Soruda Osmanlı-Türkiye
İktisadî Tarihi (1500-1914), Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş 2. Baskı,
İstanbul, 1990, s. 164.
[9]
Şerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi I
İmparatorluğun Çöküşünden Ulusal Direnişe, 3. Baskı, Bilgi Yayınevi,
İstanbul, 2008, s. 20.
[10] Kanberoğlu,
a.g.m., s. 158-159.
[11] Gülçin
Uzuntepe, Osmanlı İmparatorluğu’nda İlk
Demiryolu, İzmir-Aydın-Kasaba (Turgutlar) (1856-1897), Eskişehir Anadolu
Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2000,
s. 9-10.
[12] Turan, a.g.e., s. 20.
[13] Saydam,
a.g.e., s. 445.
[14]
Uzuntepe, a.g.t., s. 14,19.
[15] Ahmed
Cevdet Paşa, Nafia Nazırı Davut Paşa, Hirsch ile yapılan demiryolu
mukavelenamesini getirdiğinde usule mugayir olarak müdahale edilir diye Şûrâ-yı
Devlet’e havale edilmediği, oluşturulan bir komisyona havale edildiğini
söylemektedir. Bu komisyonun sekiz-on kadar maddenin kabulünü Meclis-i
Vükelâ’nın yetkisine bıraktığını ancak bu maddelerin araştırılmadan oylamaya
konulduğunu söylemektedir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Ahmed Cevdet Paşa, Sultan Abdülhamid’e Arzlar (Ma’rûzât),
Haz. Yusuf Halaçoğlu, 3. Baskı, Babıali Kültür Yayıncılığı, İstanbul, 2019, s.
221.
[16] Bernard
Lewis, bu ismin demiryolunu inşa eden ve işleten Avrupalıların bakış açısını
yansıttığını söyler ve şöyle devam eder: “Öte
yandan genç nesil Türklerin hemen hepsinin gözünde bu tren, Avrupa’ya giden
ekspres, İstanbul-Sirkeci hareket noktası ise özgürlük ve modernliğe giden
yolun bekleme salonuydu.” Bkz. Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, Çev. Boğaç Babür Turna, 9. Baskı,
Arkadaş Yayınları, Ankara, 2017, s. 251.
[17]
Vahdettin Engin, “Rumeli Demiryolu”, DİA,
Cilt 35, İstanbul, 2008, s. 235-237.
[18]
Tamçelik, a.g.m., s. 497-498.
[19] İlber
Ortaylı, “Osmanlı Üzerinde Alman Etkisi”, Tarihimiz
ve Biz, Timaş Yayınları, İstanbul, 2008, s. 175.
[20]
Tamçelik, a.g.m., s. 499.
[21] Tevfik
Çavdar, Osmanlıların Yarı-Sömürge Oluşu,
Ant Yayınları, İstanbul, 1970, s. 138-138.
[22] Turan, a.g.e., s. 20.
[23] Kemal
Beydilli, “Bağdat Demiryolu”, DİA,
Cilt 4, İstanbul, 1991, s. 443.
[24] Çavdar,
a.g.e., s. 130-131.
[25]
Beydilli, a.g.m., s. 444.
[26]
Ortaylı, a.g.m., s. 175-176.
[27]
Kanberoğlu, a.g.m., s. 169.
[28] A.g.m.,
s. 175.
[29] Pamuk, a.g.e., s. 193.
[30] Saydam, a.g.e., s. 447.
[31] Kısa,
a.g.t., s. 89.
Yorumlar
Yorum Gönder