DESCARTES VE COGİTO


 

GİRİŞ

 

Benim tek hakikatim, yegâne kıblem…[1]

          

31 Mart 1596 yılında Fransa’da doğan Descartes, 1650 yılına kadar yaşamış ve çeşitli alanlarda gerek kendisinden öncekilerin fikirlerinin devamı ya da tersi yönünde fikirler beyan etmek gerek çağdaşlarının fikirlerini benimsemek ve farklı alanlara uyarlamak şeklinde faaliyetler göstermiştir. Ortaya koyduğu fikirlerde aldığı eğitimler, okuduğu kitaplar, yaşadığı dönem etkilidir. Eserlerinde metod, ahlak, Tanrı, akıl, duyular, aritmetik, matematik, tıp, optik, vb birçok alanda bilgi edinmek mümkündür. Bu makalede daha çok ‘Yöntem Üzerine Konuşma’ ve ‘Aklın Yönetimi İçin Kurallar’ adlı eserlerinden yararlanılmıştır. Bu bağlamda bu makalede metod, matematik, duyular, akıl özellikle ‘Cogito ergo sum’ ve buradan Tanrı fikrinin kanıtlanması üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Aklı merkeze yerleştirmesi ve buradan varlığının bilincinde olması ‘Cogito ergo sum’dur. Metafizik ve fizik alanındaki spekülasyonlarında aklı o derece ön plana çıkarıyor ki deney bunun zıttını gösterse dahi aklımıza gözümüzle gördüğümüzden daha çok güvenmek zorundayız demiştir.[2]


1.      Bilinen Yönleriyle Descartes

 

Hilmi Ziya Ülken’in “modern tefekkürü Rönesans’tan başlayarak Descartes’tan sonra tamamıyla inkişaf eden Avrupa tefekkürü”[3] şeklindeki tanımlamasında Avrupa düşünüşü için önemli bir yere sahip olan Descartes, 31 Mart 1596 yılında toprak sahibi soylu bir ailenin çocuğu olarak Fransa’nın La Haye adlı bir şehrinde doğmuştur. 1607-1615 yıllarında yatılı olarak Aristotelesçi geleneği takip eden Cizvit Koleji’nde eğitim görmüştür. Burada Latince, Yunanca dillerini öğrenip felsefe, mantık, doğa felsefesi (fizik)[4], metafizik ve ahlakla ilgili dersler almıştır.[5] Descartes’ın fikirlerinin oluşmasında burası önemlidir. Nitekim Peder Charlet’nin her sabah yatakta kalması için Descartes’a izin vermesi, bu sabah saatlerindeki düşünme faaliyetlerinin onun ortaya koyduğu en önemli felsefi düşüncelere yol açtığı bilinmektedir.[6] Onun ortaya koyduğu en önemli felsefi düşünceler dense de Nejat Bozkurt, Descartes’ın fikirlerini ya da yazdıklarını tam da olması gerektiği çağın koşulları içinde kendisinden öncekilerin düşüncelerinin çevresinde ele aldığını[7] ve hatta çağdaşlarının aldıkları riskleri almadan uzlaştırıcı rolü oynayarak ve ılımlaştırarak ortaya koyduğunu yazmaktadır. O, Dünya ya da Işık üzerine denemesini Galileo’nun eserlerinin yasaklandığını[8] duyunca –bazı kişilerce engizisyon mahkemesi tarafından mahkûm edildiğini[9]- tamamlamaktan ve yayınlamaktan vazgeçmiştir.

Descartes otobiyografi tarzında yazdığı ‘Yöntem Üzerine Konuşma’ adlı eserinde daha okul yıllarında felsefenin kollarından biri olan mantığa ve matematik disiplinlerinden de analitik geometri ve cebire özel bir ilgisi olduğundan bahsetmiştir.[10] Descartes, daha çok aklı her şeyin merkezine alması ve yöntem üzerine yaptığı çalışmalarıyla bilinmekteyse de birçok şeye ilgi duymuştur. O, ‘Aklın Yönetimi İçin Kurallar [Regulae ad Directionem Ingenii (1628-1629)]’ adlı eserinde “şeylerin doğruluğunu araştırmak istiyorsak, bir yöntemimiz olmalı” demiştir. [11]Ancak Bozkurt, metodolojinin yerinin bilimsel gelişmenin başlangıcında değil, ortasında bulunduğunu ve hiçbir bilimin yöntem üzerine incelemeyle başlamadığının Descartes’ın da denemeler yazısının metod üzerine söyleminden önce olduğunu söyleyerek onun yöntem tartışmasının yeni ve özgün sayılmayacağını söylemektedir. Ayrıca o, Descartes’ın yönteminin Galileo’nun bilimsel yönteme getirmiş olduğu indirgeyici ve birleştirici yönteminin felsefi düşünmeye uyarlanmış bir biçimi olduğunu söylemiştir.[12] Descartes’in bilimsel yöntem kuramında deneysel doğrulama yoktur. O deneyi açıklamaları formüle etmedeki yardımcı bir öğe olarak görmüştür. Bundan dolayı onun deney anlayışı modern bilimin görüşüyle bağdaşmamaktadır.[13] Oysa modern bilimde bir bilginin bilimsel olması için metodu olması gerekir ve bilimsel bilgi deney ve gözleme dayanır. Gözlemlenemeyen ve deneyi yapılamayan bir bilgi matematiğin diliyle formüle edilemez. Şunu diyebiliriz ki matematik yoksa bilimde yoktur.[14] Nitekim rasyonalizm ve yeni bir yöntem arayışı yüzyılı olan 17. yüzyılda deney yerine matematiğin öne çıkması doğanın gözlem ve deney ile değil, hesap eden, ölçen ve tartan akıl -matematik bilgisine sahip olma- ile kavranabileceği düşünülmekteydi.[15] Descartes, kesin ve apaçık kanıtlarla örülü olmasından dolayı matematikle ilgili bilimlerle ayrıca ilgilendiğini söylemektedir. Zaten onun “Aklın Yönetimi İçin Kurallar” adlı eseri matematik biliminin evrenselliği üzerine kaleme alınan bir eserdir. Çünkü Descartes’a göre dünyayı açıklamak başta matematiğin konusuydu.[16] Aristotales’ten beri fizik, doğa bilimlerinin bütünü; matematik ise onun bir parçası iken, Descartes bu sırayı tersine çevirmiş onunla birlikte matematik her şey olmuştur. Ona göre bu dünya şifreli bir yazı ile yazılmıştır ve bu yazı matematik ile çözülebilir.[17] Konuyla alakalı olarak “The Man Who Knew Infinity” adlı filmde Ramanujan[18] adındaki karakterin şu cümleleri etkileyicidir. “Şimdi çok yakından baktığımız ve her taneyi her parçacığı görebildiğimizi hayal et. O zaman her şeyde bir düzen olduğunu görürsün. Işığın renginde, sudaki yansımada… Matematikte bu desenler kendilerini en inanılmaz şekilde gözler önüne sererler…” Burada her şeyin sayısal değerlerle ifade edilmesi söz konusudur. Descartes bu bağlamda şeylerde sayı ya da çokluğun onların çeşitliliğinden kaynaklandığını söylemiştir. Sayı, farklılığın bir diğer adından başka bir şey değildir.[19] Bahsi geçen elma ve armuttur. Sayıda ise 1+1 dir. Sayısal değerlerle birlikte sembolleştirmenin faydalarını Descartes şu şekilde anlatmaktadır: “Bu sayede yalnızca kelime tasarrufu yapmakla kalmayacak, aynı zamanda gerekli olan hiçbir şeyin unutulmamasını ve gereksiz olan hiçbir şeyin dâhil edilmemesini sağlarken, ele aldığımız soruna ait terimleri saf ve yalın bir ışık altında sergilemiş olacağız.[20] Bu faydalara bir de gereksiz tartışmalardan uzaklaşmayı ekleyebiliriz.

Descartes, hakikati bulmak için dört temel kural olduğu bir yönteminden bahsetmektedir. Bunlar; açık seçik önermelere dayanmak, küçük parçalara ayırmak, basit olandan yola çıkarak karmaşık olanın bilgisine ulaşmak[21] ve son olarak gözden kaçırmadan dikkatli bir şekilde sıralama veya tümevarım[22] yöntemini kullanmak. Buradaki tümevarımdan kasıt parça bilgilerden genel sonuç çıkarmak anlamındadır. Descartes ayrıca insanı bilgiye götürebilecek tüm insani imkânı şu şekilde sıralamıştır: anlama melekesi, muhayyile, duyu algıları ve hafıza. Şeylerin bilgisi söz konusu ise sadece iki etken söz konusudur: “Bilen özneler olarak kendimiz ve bilginin nesnesi olan şeyler”. Ayrıca o, doğruyu kavramada aklı yegâne meleke olarak gösterse de diğer üç meleke tarafından desteklenmesi gerektiğini söyleyerek onları dışarıda bırakmamayı tercih etmiştir.[23] Onların yetersizliğini belirtmek için aklımız ya da mantığımız işe karışmadıkça hayal gücümüz ve duyularımızın bizi hiçbir şeyin kesin olduğuna inandırmayacağını ayrıca Tanrı ve ruha dair fikirlerin hiçbir zaman duyularda olamayacağını söylemektedir.[24] Mantığın da ancak özgür bir ortamda sağlıklı işlediğini söyleyebiliriz.[25]

Descartes mutlak bir şüpheciliğin “Cogito ergo sum” (düşünüyorum öyleyse varım) ile aşılabileceğini savunmuştur.[26] Burada kendi varlığına vurgu vardır. Kendisi varım ya da mevcudum demektedir.[27] Zihninin varlığı ile kendi varlığını ortaya koymaktadır. Yani kendi varlığının bilincindedir. Onun bu fikriyle Gazzali’nin fikri örtüşmektedir -bunun zikredilmesindeki maksat herhangi bir kıyas ya da Gazzali’den haberinin olup olmadığının vurgulanması değildir. Gazzali şöyle demiştir. “İnsanın kendi varlığında hiç şüphe yoktur. Onun varlığı görünen ceset değildir… Bir kimse gözünü kapayıp, kalıbını (bedenini), gökleri, yerleri ve gözle görülebilen her şeyi unutsa dahi, kendi varlığını zaruri olarak bilir… Kendinden haberi olur.[28] Descartes, düşündüğü her şeyin kendi varlığını kanıtladığını ortaya koyduktan sonra kendisini bilincin dışına çıkaracak bir yol bulmaya çalışmıştır. Zihninde bulduğu tam ve eksiksiz varlık fikrinin nereden geldiğini araştırarak düşünülen her şey olan fikrin kendisine kusursuz olana bir varlık tarafından verildiğini ve bu varlığın Tanrı olduğunu ortaya koymuştur.[29] Descartes, mekanist fiziğinin temellerini metafizikte bulmuş ve tüm hakikati Tanrı’ya dayandırmıştır. Ona göre metafizik bütün bilimlerin ilk ve ortak ilkelerinin bilimidir. Cogito ise fizik de dâhil metafiziğin ilk ilkesidir.[30] Nitekim 17. yüzyılda bilim, felsefe ve metafiziğin sınırları kesin çizgilerle ayrılmamıştı. Bilim adına yapılanlar felsefe, felsefe adına yapılanlar da bilim adına yapılmıştı. Yani doğa felsefesi adıyla anılan alan fizik ve metafiziği aynı anda kapsamaktaydı. Descartes’ın metafiziği, çağının bilim ve din arasındaki çatışmayı uzlaştırıcı bir çabanın sonucudur.[31] Aslında Descartes felsefe ve diğer bilimler ayrımını yaparak şunu söylemektedir: “Öteki bilimlere gelince, bana göre ilkelerini felsefeye dayandırdıkları sürece, o kadar kaypak bir zemin üzerine sarsılmaz ve sağlam bir şey inşa edebilmeleri imkânsızdı.[32]

Descartes’a ait bir başka ifade edilmesi gereken şey de bugün de tartışılan Kartezyen düalizmidir. Ruh/zihin – beden ayrımıdır. Descartes, ispatlarının “ruhumuzun doğası bakımından bedenden tümüyle bağımsız olduğunu, dolayısıyla bedenle birlikte ölmesi gerekmediğini…”[33] kendi düalizm anlayışıyla ortaya koymada yeterli olduğunu söylemiştir. Beden ise ölümlüdür. Oysa ondan önceki Aristotelesçi öğreti, ruh ile beden arasında kopmaz bir bağ olduğunu madde için form neyse beden içinde ruhun o olduğunu göstermektedir.[34] Bu bağlamda Descartes’ın geçmişe bağlı kalmasıyla birlikte kopuşlar sergilemesi de görülmektedir. Yine uzlaşmacı rolü de gözden kaçmamalıdır.

 

SONUÇ

 

Descartes, yazdıklarıyla 17.yüzyıl için önemli şahsiyetlerden birisidir. Metod üzerine yazdıkları ve yine aklın yönetimi üzerine ortaya koyduğu ilkeler o zamana kadar tartışılmamış fikirleri gözler önüne sermektedir. Her bilimin bir yöntem üzere inşa edilmesinin büyük kolaylık olduğunu fark etmesi önemlidir. Yine aklın kullanımıyla alakalı bilgiye ulaşma kuralları hakiki bilgiye ulaşmada Descartes’ın tasnif ettiği bir şeydir. Bunun yanında deney ve gözleme çağının gereği ve Galileo’nun aksi olarak önem göstermemesi hesap ve ölçmeyle doğayı tanımlayıp çözebileceğinden ileri gelmektedir. Yine o Galileo’nun da bulduğu evrenin dolu olduğu boşluk olmadığı fikrini benimsemiştir. Analitik geometri de onun ortaya koyduğu bir şeydir. Bunun yanında Kartezyen düalizmi, ahlak üzerine fikirleri Tanrı algısı ve ‘Cogito ergo sum’ zikredilebilir. Küçüklüğünden itibaren bunlarla alakalı eğitim gördüğü daha önce ifade edilmişti. Bu bağlamda Descartes’ın çok yönlü bir kişilik olduğu dikkatten kaçmamalıdır.

 

KAYNAKÇA

ARSLAN, Hüsamettin, “Bilim, Bilimsel Bilgi ve İktidar”, Doğu Batı Düşünce Dergisi: Akademi ve İktidar, S: 7, Ankara, 1999, s. 63-89.

BOZKURT, Nejat, “Descartes Gerçekten Modern Çağın Öncüsü Müdür?”, Cogito, Öyleyse Descartes, S. 10, 1997, s. 119-129.

“Catholic Church Prints Galileo Book It Banned”, The New York Times (1964), 14 Kasım, s. 20, https://www.nytimes.com/1964/11/14/archives/catholic-church-prints-galileo-book-it-banned.html, (Erişim Tarihi: 06.01.2021; 10.13).

COTTINGHAM, John, “Kartezyen Düalizm: İlahiyat, Metafizik ve Bilim”, Cogito, Öyleyse Descartes, S. 10, 1997, s. 273-287.

DEMİR, Remzi, Philosophia Ottomanica (Osmanlı Felsefesi), Birleştirilmiş Yeni Baskı, İstanbul, 2018.

DESCARTES, René, Yöntem Üzerine Konuşma, Çev.: Çiğdem Dürüşken, 1. Baskı, İstanbul, 2015.

---------------------, Aklın Yönetimi İçin Kurallar, Çev.: Kadir Yılmaz, İstanbul, 2013.

Fikir Mimarları-18 Galileo Dünyayı Döndüren Adam, Haz.: Hüseyin Gazi Topdemir- Seval Yinilmez Akagündüz, 2. Baskı, İstanbul, 2013.

FREGE, F. L. Gottlob, Aritmetiğin Temelleri: Sayı Kavramı Üzerine Mantıksal-Matematiksel Bir İnceleme, Çev.: H. Bülent Gözkân, İstanbul, 2007.

KÖKDEN, Uğur, “Renatius Cartesius”, Cogito, Öyleyse Descartes, S. 10, 1997, s. 245-251.

KÜKEN, Gülnihal, “Gazzali, Descartes ve Cogito”, Cogito, Öyleyse Descartes, S. 10, 1997, s. 151-154.

REINHENBACH, Hans, Bilimsel Felsefenin Doğuşu, Çev.: Cemal Yıldırım, 2. Baskı, İstanbul, 1993.

RODIS-LEWİS, Geneviéve, “Descartes’ın Yaşamı ve Felsefesinin Gelişmesi”, Cogito, Öyleyse Descartes, S. 10, 1997, s. 17-40.

TOPDEMİR, Hüseyin Gazi Topdemir-Yavuz Unat, Bilim Tarihi ve Felsefesi, Ankara, 2019.

ÜLKEN, Türk Tefekkürü Tarihi, 3. Baskı, İstanbul, 2007.

 

 

 

 

 




[1]The Man Who Knew Infinity adlı filmden alıntıdır.

[2] Nejat Bozkurt, “Descartes Gerçekten Modern Çağın Öncüsü Müdür?”, Cogito, Öyleyse Descartes, S. 10, 1997, s. 127.

[3] Hilmi Ziya Ülken, Türk Tefekkürü Tarihi, 3. Baskı, İstanbul, 2007, s. 17.

[4] 17. yüzyılda bilim, felsefe ve metafiziğin sınırları belirgin bir biçimde ayrılmamıştır. Doğa felsefesi adıyla anılan alan hem fiziği hem de metafiziği kapsamaktaydı. Bkz. Bozkurt, a.g.m., s. 126.

[5]René Descartes, Yöntem Üzerine Konuşma, Çev.: Çiğdem Dürüşken, 1. Baskı, İstanbul, 2015, s. 7-8.

[6]Geneviéve Rodis-Lewis, “Descartes’ın Yaşamı ve Felsefesinin Gelişmesi”, Cogito, Öyleyse Descartes, S. 10, 1997, s. 20.

[7] Bozkurt, a.g.m., s. 119.

[8] Descartes, Yöntem Üzerine, s. 106; Rodis-Lewis, a.g.m., s. 32; Galileo’nun kitaplarının yasaklanmasının nedeni olarak onun çalışmalarının bilimselliğinin yani deney ve gözlemle elde ettiği sonuçların kesinliği karşısında kapıldıkları korkunun bir göstergesi olduğu söylenebilir. Bkz. Fikir Mimarları-18 Galileo Dünyayı Döndüren Adam, Haz.: Hüseyin Gazi Topdemir- Seval Yinilmez Akagündüz, 2. Baskı, İstanbul, 2013, s. 41; Ayrıca 1964 yılının kasım ayında The New York Times’ta çıkan bir yazıda bu yasaklamadan bahis ile fikirlerine de yer verilmiştir.  “Catholic Church Prints Galileo Book It Banned”, The New York Times (1964), 14 Kasım, s. 20, https://www.nytimes.com/1964/11/14/archives/catholic-church-prints-galileo-book-it-banned.html,(Erişim Tarihi: 06.01.2021; 10.13).

[9] Uğur Kökden, “Renatius Cartesius”, Cogito, Öyleyse Descartes, S. 10, 1997, s. 247.

[10] Descartes, Yöntem Üzerine, s. 49.

[11]René Descartes, Aklın Yönetimi İçin Kurallar, Çev.: Kadir Yılmaz, İstanbul, 2013, s. 19.

[12] Bozkurt, a.g.m., 120.

[13]Hüseyin Gazi Topdemir-Yavuz Unat, Bilim Tarihi ve Felsefesi, Ankara, 2019, s. 22.

[14] Hüsamettin Arslan, “Bilim, Bilimsel Bilgi ve İktidar”, Doğu Batı Düşünce Dergisi: Akademi ve İktidar, S: 7, Ankara, 1999, s. 68.

[15]Topdemir-Unat, a.g.e., s. 18.

[16] Bozkurt, a.g.m., 123.

[17]A.g.m., s. 128.

[18] 1887-1920 yılları arasında yaşamış olan sonsuzluk teorisini ortaya koyup formüller geliştiren Hindistanlı bir matematikçidir.

[19]Gottlob Frege, Aritmetiğin Temelleri: Sayı Kavramı Üzerine Mantıksal-Matematiksel Bir İnceleme, Çev.: H. Bülent Gözkân, İstanbul, 2007, s. 130-131.

[20] Descartes, Aklın Yönetimi, s. 98.

[21]Yöntem Üzerine, s. 51.

[22] Tümevarım konusunda Descartes, parçaları tamamen görmenin mümkün olmayabileceğini söyleyerek zincirin halkaları üzerinden bir halkanın yanındaki halkayla bağlantısının çözülerek ilk ve son halkanın birbirleriyle nasıl bir bağlantı içerisinde olduğunun söylenebileceğini yazmaktadır. Bkz. Descartes, Aklın Yönetimi, s. 35-36.

[23]Aynı yer,  s. 56.

[24] Descartes, Yöntem Üzerine, s. 77.

[25]Hans Reichenbach, Bilimsel Felsefenin Doğuşu, Çev.: Cemal Yıldırım, 2. Baskı, İstanbul, 1993, s. 34.

[26] Remzi Demir, Philosophia Ottomanica (Osmanlı Felsefesi), Birleştirilmiş Yeni Baskı, İstanbul, 2018, s. 269.

[27] Descartes, Yöntem Üzerine, s. 70-72.

[28] Gülnihal Küken, “Gazzali, Descartes ve Cogito”, Cogito, Öyleyse Descartes, S. 10, 1997, s. 151.

[29]Descartes, Yöntem Üzerine, s. 73.

[30] Bozkurt, a.g.m., s. 125.

[31]A.g.m., s. 126-127.

[32] Descartes, Yöntem Üzerine, s. 37.

[33]A.g.e., s. 105.

[34] John Cottingham, “Kartezyen Düalizm: İlahiyat, Metafizik ve Bilim”, Cogito, Öyleyse Descartes, S. 10, 1997, 275.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Taksirle ya da kastî adam öldürmek

"Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir"

Hazan