İSMAİL GELENBEVÎ (1730-1791)

                                                                                                           “Eskisi olmayanın yenisi olmaz,

 geçmişi olmayanın geleceği olmaz.”

Atasözü

 

Osmanlı Devleti’nde nispeten bütünüyle klasik geleneğin temsilcilerinden olan Gelenbevî’nin Osmanlı Devleti’ne daha sonra da ifade edileceği üzere Kalfazade İsmail Çınarî ile giren logaritma cetvellerinden ilk bahseden kişi olması hasebiyle eski matematik ile Avrupa matematiği arasında geçit vazifesi gördüğü söylenmiştir. Batı biliminin Osmanlı Devleti’ne peyderpey girmeye başladığı sıralarda Osmanlı cenahında akli ilimlere durgunluk geldiğine dair bir düşünce olsa da ve yine Gelenbevî’nin herhangi bir yenilik katmadığına ve benzerine dair düşünceler olsa da Osmanlı Devleti’nin kendi düşünce ve bilim geleneği içerisinde kendine has âlimlerinin olduğu da bilinmektedir. Yapılan şerh ve haşiyeler kendisinden öncekinin tekrarı olsa da yazanın bilgisine özgü bir özgünlüğe muhakkak sahiptir. Bunun yanında Mühendishanelerin kuruluşunda hocaları sınava tabi tutmak isteyen ve onlara sorduğu soruya “üçgenine göre değişir” cevabını alan Baron de Tott’un Batı bilimini temsil etmesi ve buna göre Osmanlı ‘bilim’ geleneğini ötekileştirerek Osmanlıda hoca yokmuş demeye varması önemlidir. Çünkü gelişen ve yanlışla ile ilerleyen bilim üçgenine göre değişir cevabını doğrular hale gelmiştir. Buradan Gelenbevî’nin önemini -diğer hocalar gibi- azaltmamak gerekmektedir. Nitekim o hayatına dair çok bir şey bilinmese de eserlerinin fazlalığı ve mahiyetleriyle önem arz etmektedir. Bu makalede doğumundan ölümüne kadar olan süreç birkaç anekdotla desteklenerek ele alınmıştır. Sonrasında eserlerinin isimleri ve birkaçı hakkında da bilgi verilerek makale sonlandırılmıştır. 

1730 yılında Manisa’nın Kırkağaç ilçesine bağlı Gelenbe’de doğmuştur. Asıl adı İsmail olmasına rağmen doğduğu yerle anılmıştır. Dedesi Mahmud Efendi ve babası Mustafa Efendi’nin ilmiye mensubu oldukları ve bu civarda müderrislik ve müftülük yaptıkları doğrultusunda Gelenbevî’nin tanınmış bir aileden geldiği söylenilebilir.[1] O küçük yaşlarındayken babasını kaybetmiştir. Onunla ilgilenen biri olmadığı için eğitimine geç başlamıştır. Onun ilme meyletmesine de babasının dostlarından birisi vesile olmuştur. Bir gün o sokakta oyun oynarken zikredilen kişi Gelenbevî’yi görmüş ve “Yazıklar olsun sana, ataların fazilet ve kemal ile ün salmış ulu kişilerken, sen onların yoluna gitmeyip sokakta böyle oyun oynayasın, bu yakışır mı?”[2] Diyerek onu ayıplamıştır. Böylece ilim yolu Gelenbevî’ye açılmıştır. İlköğrenimine Gelenbe’de başlamış ise de ilmini artırmak için İstanbul’a gitmiştir. Soğuk Kuyu ve Fatih Medreseleri’nde eğitim almıştır.[3] Burada nakli ve akli ilimler noktasında dersler almıştır. Nakli ilimleri Yasincizade Osman Efendi’den, akli ilimleri ise Ayaklı Kütüphane diye tanınan Müftizade Mehmed Emin Efendi’den almıştır. Ancak Ahmet Akgüç, Salih Zeki’den naklen Gelenbevî’nin felsefe ilimlerindeki şöhretini Mehmet Emin Efendi, matematik ilmindeki şöhretini de Cevdet Paşa’nın da palabıyık[4] şeklinde kaydettiği Muğlalı Mehmet Efendi’nin bastırdığını söylemektedir. Ancak bu iki kişi eser bırakmadığından vefatından sonra bu iki bilgini geride bıraktığını söyleyebiliriz.[5]

1763 yılında ruus imtihanını kazanarak müderris unvanını aldı. 33 yaşlarında müderrislik yapmaya başlasa da öğrenmeyi bırakmayıp Mehmed Emin Efendi’den tahsil yapmaya devam etmiştir. Burhan adlı eserini de bu sıralarda kaleme almıştır. Hocasına takdim ettiğinde hocası iyi fakat mutavvel’i[6] bitirmiş olsaydık daha iyi olacaktı cevabını vermiştir.[7] Padişahın huzurunda yapılan Huzur derslerine de 1776 ve 1783 yıllarında katıldı. Matematik ve geometri alanındaki yetkinliğinden dolayı 1784 ya da 1785 yılında o dönem denizcilik okulu olarak açılan Mühendishâne-i Bahri-i Hümâyûn’a 60 kr aylıkla matematik hocası olarak atandı.[8]

Matematik alanındaki bilgisi onu efsaneleştirmiştir. Ancak matematikle alakalı eserlerinde –mesela cebir konusundaki eserinde- bazı hesapların zorluğuna ve eserinde çözülemediğine dair bilgiler vermiştir. Ancak bu alandaki bilgisi azımsanamaz. Geometri de bunlardan biridir. Nitekim Baron de Tott’un Osmanlıların geometri bilgisi hakkında verdiği bilgi Gelenbevî’nin eseriyle cevaplanabilir. 1700’lü yılların son çeyreğinde Baron de Tott Mühendishâne-i Bahri-i Hümâyûn’nun kuruluşunda hocaları sınava tabi tutar. Onlara üçgenin iç açılarının kaç olduğunu sorar. Baron de Tott devamını şu şekilde anlatmıştır. “Mühendislere bir üçgenin üç açısının toplamının değerini sordum. Suali tekrar ettirdiler. Bir müddet düşündükten sonra içlerinde en cüretli olanı ‘Üçgenine göre değişir’ cevabını verdi. Böyle saçma cevap vereceğini bilseydim hiç sormazdım.[9] Açıkçası bu Osmanlı Devleti’nde bilinen bir şeydi. Gelenbevî de üçgenlere dair eserinde bir küredeki üçgenin iç açılarının toplamının içbükey ve dışbükey olmasına göre değiştiğini belirtmiştir.[10]

Gelenbevî hakkında Cevdet Paşa’nın yazdığı bir anekdot özetle şöyledir: Fransız Mühendis Logaritma cetveline dair bir risale İstanbul’a getirir, bunun bilen birinin olup olmadığını sorar. Bunun üzerin Gelenbevî’nin evine götürülür. Evinin durumundan ötürü Fransız Gelenbevî’yi ciddiye almaz. Kısa sürede elindeki risaleye karşılık risale yazmasını ister. Onun kısa sürede buna cevap vermesi Fransız’ı şaşırtır.[11] Bu menkıbe ayrıntılarıyla Cevdet Paşa’da yer almaktadır. Onun zamanında o kadar yaygınmış ki Cevdet Paşa bunu anlatırken herhangi bir tereddüt etmediği halde ondan sonrakiler bu şekliyle kabul etmemişlerdir. Gelenbevî eserlerinde böyle bir bilgi vermemiştir ki zaten kendisinden önce logaritma cetvelleri biliniyordu. Hatta XVII. Yüzyılda John Napier tarafından icat edilen logaritma cetvelleri III. Mustafa zamanında Kalfazade İsmail Çınarî tarafından Türkçeye tercüme edilmişlerdi. Gelenbevî sadece bu cetvellerin nasıl kullanılacağını açıklamıştır. Eserinin adı da Logaritma şerhidir.[12]

Onun hakkındaki bir diğer anekdot da şöyledir: III. Selim döneminde Kâğıthane’de gerçekleştirilen top atışlarının başarısız olması üzerine Gelenbevî’nin kontrol etmesi istenir. O da açı hatalarını düzeltmiş, bu sayede atışlarda başarılı olunmuştur. Bunun üzerine Gelenbevî’ye Mora’daki Yenişehir mevleviyeti tevcih edilerek oraya kadı olarak tayin edildi. Bu olumlu görülse de Gelenbevî’nin torunundan yapılan bir rivayete göre bu tayini kendisinin istediğine dair sahte bir belge düzenlenmiştir. Ayrıca torunu bunda dönemin şeyhülislamı Hamizade Mustafa Efendi’nin etkisinin olduğunu söylemiştir. Gittiği yerde ömrünün sonuna kadar kalacağının kendisine bildirilmesi üzerine öldüğü de söylenmiştir. Salih Zeki dâhil birçok kaynak -çoğu da ondan alarak- yazdığı bir esere bahsi geçen şeyhülislamın tekdir dolu bir yazısından dolayı sekte-i dimağ (beyin kanaması) geçirerek vefat ettiğini yazmaktadır.[13] Bu tekdir dolu yazı Osman Keskinoğlu’na göre sübût-ı hilâl meselesi üzerinedir.[14]

Birkaçı daha sonra açıklanmak suretiyle eserlerini isim olarak zikredebiliriz. Belâgat ve gramer eserleri; Risâle fî ‘ilmi’l-me’ânî, Risâle fî ‘ilmi’l-beyân, Risâletü’l-fasl ve’l-vasl, Risâle-i tağlîb, Risâletü-l-masdar, Risâle fî şerhi ta’rîfi sıdkî’l-haber ve kezibih, Risâle fî beyâni ismi’l-ma’nâ ve ismi’l-‘ayn, Risâle fî duhûli’l-bâ’ ‘ale’l-maksûri ‘aleyh. Mantık, felsefe ve münazara alanındaki eserleri; el-Burhân (fî ‘ilmi’l-mantık ve fenni’l-mîzân), Şerh-i îsâgucî, Risâletü’l- kıyâs, Risâletü’l-imkân, Hâşiye ‘alâ hâşiyeti’l-Lârî ‘alâ şerhi hidâyeti’l-hikme, Hâşiye ‘alâ tehzîbi’l-mantık ve’l-kelâm, Risâle fi’l-vâsıta, Risâle fî ma’ne’t-taksîm, Risâlelü’l-âdâb, Ta’lîkât ‘alâ hâşiyeti mîr ‘alâ şerhil-âdâb. Kelâm üzerine eserleri; Hâşiye ‘alâ şerli’l-celâl, Ta’lîkât ‘alâ hâşiyeti’s-siyâlkûtî, Risâle tete’allak bi-kavlihî Te’âla, Risâle fîtahkîki mezâhibi ehli’s-sünne fî ‘usâti’l-mü’minîn, Risâle fî tahkîki vahdeti’l-vücûd, Risâle fi’t-tekaddüm, Risâle tete’allak bi-kıdemi’l-‘âlem ve hudûsih, Risâle tebhasü’an mâhiyyâtü’l-mümkinât ve’l-mümteni’ât, Risâle fî ‘ilmi’l-kadîm ve te’allukıh, Risâle fî ‘ilmi’llâhi Te’âlâ bi’l-ma’dûmât ‘alâ mezhebi’l-mütekellimîn, Risâle fî’l-vücûdi’z-zihnî. Matematik, Astronomi ve namaz vakitlerini belirleme ilmi hakkındaki eserler; Hisâbü’l-küsûr, Risâle-i Adlâ-i müsellesât, Şerh-i cedâvili’l-ensâb, Usûl-i cevâvil-i ensâb-ı sittînî, Risâle ‘alâ rub’i’l-mukantarât, Risâle fî sütûni’l- münharifât, Dekâ’iku’l-beyân fî kıbleti’l-büldân.[15] Gelenbevî’nin eserlerinin çoğu basılmıştır.[16]

Hayatıyla alakalı çoğu kaynakta aynı bilgilere rastlansa da eserlerinin çokluğu kendisini çok önemli bir yere oturtmaktadır. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Gelenbevî’nin hikmet, mantık ve adaba dair birçok eserinin olduğunu ama en yüksek ihtisasının riyaziye ve hendesede olduğunu söylemekte, en önemli eserinin de logaritma şerhini içeren cedâvili’l-ensâb ile Hisâbü’l-küsûr ve kitabü’l-merasıd olduğunu söylemektedir.[17] İhsan Fazlıoğlu ise onun bir yenilik getirmemiş olduğunu Hisâbü’l-küsûr adlı eserinde üçüncü ve daha üst dereceden denklemlerden bahsedemediğini söylemektedir. Bu da Fazlıoğlu’na göre Gelenbevî’nin o dönem âlimlerinden Ömer Hayyâm ve Şerefeddin et-Tûsî’nin çalışmalarından haberdar olmadığını göstermektedir. Bu mesele hilalin görülmesinin mümkün olup olmadığı üzerinedir.[18]

Geleneğin düşünce tarihinde zihinsel varlık, nefsü’l-emr, Akl-ı küllî gibi adlandırılabilecek tümellerin varlığına giden kişilerden biri İsmail Gelenbevî’dir. Risâle fi’l-vücûdi’z-zihnî adlı risalesinde bunu yapmaya çalışmıştır. Ona göre akıl yürütmenin temelinde mantık vardır. Bir müddei susturulduğunda delil ile medlûl arasındaki ilişkiden dolayı yüklem ile yüklenen mantıksal olarak ne ise varlıksal olarak da odur. O “bu alemin benzerleri mümkündür” önermesini kurabilmek için bir başka deyişle özneye yüklemi yükleyebilmek için “bu alemin benzerleri” öznesi “mümkündür” yüklemi arasında ilişki kurmuştur. Eğer âlemin benzerleri mümkünse doğrudan bir varlık söz konusudur, eğer doğrudan değil de dolaylı ise nereden ve nasıl çekilip çıkarılmış bir “her ne ise o” olduğu söylenebilmeli yani kaynak gösterilebilmelidir. Gelenbevî bunu göstermeye çalışırken bir de zihni ve Fehmi ayrımı yapar çünkü varlıktan bahsedilirse ortada bir de varlıksızlık mevcuttur.[19] Gelenbevî’nin mantık konusunda Şerh-i Îsâgûcî’de Esîrüddîn el-Ebherî’nin eserine yaptığı şerhte bir ilmin mahiyeti ve amacı şeklinde iki yönü olduğu gibi mantığında mahiyeti ve amacı olarak iki yönü olduğunu ve mahiyet olarak mantığın, bilinmeyene ulaşabilmek için bilinen kavram ve önerme durumlarını araştıran bir ilim olduğunu, amaç olarak mantığın ise akıl yürütme esnasında zihni hatadan koruyan bir sanat olduğunu söylemiştir.[20]

Logaritma cetvellerini sadece Gelenbevî değil Şekerzâde Feyzullah Sermed ile Hüseyin Rıfkı Tâmânî de tanıtan risâleler yazmışlardır. Logaritma astronomik ve mühendislik işlemlerinin rutin hesaplamalarında büyük ölçüde kolaylık sağlıyordu. İsmail Gelenbevî’nin bu eserinden dolayı Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyûn hocalığına atandığını söyleyebiliriz.[21] Mühendislik başta orduyla alakalı idi. Osmanlı’nın son zamanlarında en çok sıkıntı yaşadığı nokta da burasıydı. Askeri yenilgilere çözüm noktasında kara ve deniz mühendishaneleri şeklinde iki tane eğitim kurumu kuruldu.

İncelenen kaynakların neredeyse tamamında Gelenbevî’nin matematik alanında klasik matematik geleneğine bağlı son Osmanlı matematikçisi olduğu söylenmektedir. Buna sebep olarak cebirde klasik İslâm dönemi cebir geleneğini devam ettirmesi gösterilebilir. Trigonometride de bu geleneğe uygun olarak 60’lık kesirleri kullanmıştır.[22] Hisâbü’l-küsûr adlı cebir ve aritmetikle alakalı olan eserinin el-cebr ve’l-mukâbele adlı bölümünde cebirsel ifadelerde toplama, çıkarma, çarpma, bölme konularını da içermektedir. Derecelerin isimleri, tanımları hakkında ve kök basamakları hakkında bilgi vermektedir.[23] Genel olarak bu eser 5 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm kesirli işlemler üzerine, ikinci bölüm dört oran, üçüncü bölüm yanlış yoluyla çözüm, dördüncü bölüm analiz ve sentez, beşinci bölüm ise yukarıda zikrettiğimiz gibi basamaklar ve bunlarla yapılan işlemler üzerinedir.[24]

SONUÇ

            Gelenbede dünyaya gelen Gelenbevî İsmail Efendi’nin hayatıyla alakalı ayrıntılı bilgi kaynaklar da yer almamaktadır. İncelenen kaynakların tamamı Cevdet Paşa’nın eserinden yararlanarak hayatı hakkında bilgi vermişlerdir. Gelenbe’de aldığı eğitimden sonra İstanbul’da eğitim görmüştür. Yaşadığı sürece hocalarının gölgesi altında kaldığı fakat eserleriyle onların önüne geçtiği görülmüştür. Yasincizade Osman Efendi ve Ayaklı Kütüphane diye tanınan Müftizade Mehmed Emin Efendi’ye nispetle çok daha üretkendir. Son olarak Osmanlı ‘bilim’ geleneği içerisinde özellikte matematik alanında değerli olduğu görülmüştür.

    

KAYNAKÇA

AKGÜÇ, Ahmet, İsmail Gelenbevi’de Varlık Düşüncesi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri (Kelam) Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 2006.

BARON de TOTT, Türkler ve Tatarlara Dair Hâtıralar (Memoires Sur Les Turcs Et L Es Tartares Armsterdam 1784), Tercüman 1001 Temel Eser.

BİNGÖL, Abdulkuddüs, Gelenbevi’nin Mantık Anlayışı, Yayınlanmış Doktora Tezi.

Cevdet Paşa, Cevdet Tarihi, C. 4, İstanbul, 1309.

DEMİR, Remzi, Philosophia Ottomanica: Osmanlı Felsefesi, Lotus Yayınevi, Birleştirilmiş Yeni Baskı, İstanbul, 2018.

DURAN, Receb, “İslam felsefesinde ‘Vucud-u Zihni’ (Zihinsel Varlık) anlayışına bir geç dönem Osmanlı Örneği: İsmail Gelenbevî II”, Yakın Doğu Üniversitesi İslam Tetkikleri Merkezi Dergisi, C. 2, S. 1, Bahar 2016, s. 139-159.

EKİNCİ, Ekrem Buğra, “Osmanlılar Geometri Bilmez Miydi?”, https://www.ekrembugraekinci.com/article/?ID=1021&osmanlilar-geometri-bilmez-miydi-, (26.01.2021/ 21.46).

FAZLIOĞLU, İhsan, “Cebir”, DİA, C. 7, İstanbul, 1993, s. 195-201.

GÖLCÜK, Şerafettin- YURDAGÜR, Metin, “Gelenbevî” DİA, C. 13, İstanbul, 1996, s. 552-555.

İHSANOĞLU, Ekmeleddin, Medreseler Neydi, Ne Değildi? Osmanlılarda Akli İlimlerin Eğitimi ve Modern Bilimin Girişi, Kronik Kitap, İstanbul, 2019.

KESKİNOĞLU, Osman, “İsmail Gelenbevi (1143-1205 H. /1730-1791 M.) ve Subüt-ı Hilal Meselesi”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C. 13, S. 1, 1965, s. 21-30.

OĞUZ, Zeynep Tuba, İsmail Gelenbevî’nin Hisâb el-Küsûr Adlı Eserinin el-Cebr ve’l-Mukâbele Adlı Bölümünün İncelenmesi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe (Bilim Tarihi) Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2010.

UMUT, Hasan, “Gelenbevî İsmail Efendi”, İslam Düşünce Atlası III, Ed. İbrahim Halil Üçer, İlem-Konya Büyükşehir Belediyesi, İstanbul, 2017, s. 1084.

UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilâtı, TTK Basımevi, Ankara, 1988.



[1] Şerafettin Gölcük- Metin Yurdagür, “Gelenbevî” DİA, C. 13, İstanbul, 1996, s. 552.

[2]Abdulkuddüs Bingöl, Gelenbevi’nin Mantık Anlayışı, Yayınlanmış Doktora Tezi, s. 1.

[3] Hasan Umut, Gelenbevî İsmail Efendi, İslam Düşünce Atlası, Ed. İbrahim Halil Üçer, İlem-Konya Büyükşehir Belediyesi, İstanbul, 2017, s. 1084.

[4] Cevdet Paşa, Cevdet Tarihi, C. 4, İstanbul, 1309, s. 259.

[5]Ahmet Akgüç, İsmail Gelenbevi’de Varlık Düşüncesi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri (Kelam) Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 2006, s. X.

[6]Mutavvel adlı eser Sekkaki’nin belagat hakkındaki Miftâhu’l-Ulum adlı eserine yazılan İbn Hâcib’inTelhisu’l-Miftâh aldı hülasasına Taftazânînin yazdığı şerhtir, Bkz. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilâtı, TTK Basımevi, Ankara, 1988, s. 21.

[7] Bingöl, a.g.t., s. 2.

[8] Umut, a.g.e., s. 1084.

[9] Baron Detott, Türkler ve Tatarlara Dair Hâtıralar (Memoires Sur Les Turcs Et L Es Tartares Armsterdam 1784), Tercüman 1001 Temel Eser, s. 216.

[10] Ekrem Buğra Ekinci, “Osmanlılar Geometri Bilmez Miydi?”, https://www.ekrembugraekinci.com/article/?ID=1021&osmanlilar-geometri-bilmez-miydi-, (26.01.2021/ 21.46).

[11] Cevdet Paşa, a.g.e., s. 257-258.

[12]Osman Keskinoğlu, “İsmail Gelenbevi (1143-1205 H. /1730-1791 M.) ve Subüt-ı Hilal Meselesi”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C. 13, S. 1, 1965, s. 23.

[13]Akgüç, a.g.e., s. XIII.

[14] Keskinoğlu, a.g.m., s. 24.

[15] Gölcük-Yurdagür, a.g.m., s. 553-555.

[16] Ekmeleddin İhsanoğlu, Medreseler Neydi, Ne Değildi? Osmanlılarda Akli İlimlerin Eğitimi ve Modern Bilimin Girişi, Kronik Kitap, İstanbul, 2019, s. 397.

[17]Uzunçarşılı, a.g.e., s. 239.

[18] İhsan Fazlıoğlu, “Cebir”, DİA, C. 7, s. 200.

[19] Receb Duran, “İslam felsefesinde ‘Vucud-u Zihni’ (Zihinsel Varlık) anlayışına bir geç dönem Osmanlı Örneği: İsmail Gelenbevî II”, Yakın Doğu Üniversitesi İslam Tetkikleri Merkezi Dergisi, C. 2, S. 1, Bahar 2016, s. 51-53.

[20] Remzi Demir, Philosophia Ottomanica: Osmanlı Felsefesi, Lotus Yayınevi, Birleştirilmiş Yeni Baskı, İstanbul, 2018, s. 332.

[21]Demir, a.g.e., s. 331-332.

[22] Melek Dosay Gökdoğan, “Osmanlılarda Matematik”, Türkler, C. 11, s. 489.

[23] Zeynep Tuba, Oğuz, İsmail Gelenbevî’nin Hisâb el-Küsûr Adlı Eserinin el-Cebr ve’l-Mukâbele Adlı Bölümünün İncelenmesi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe (Bilim Tarihi) Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2010, s. 100-128.

[24] Gökdoğan, a.g.m., s. 489.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Taksirle ya da kastî adam öldürmek

"Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir"

Hazan