TERCÜME ODASI VE YABANCI DİL ÖĞRENİMİ
GİRİŞ
Osmanlı Devleti’nde Tercüme Odası’na
kadar dil öğrenme noktasında atılımlar yapılmıştır. Arapça ve Farsça yaygın
olarak öğretilmekteydi. Batı dilleri noktasında ise ilk olarak Tercüme Heyeti
karşımıza çıkmaktadır. Bu Osmanlı Devleti’nin savaşlarda üstünlüğünü kaybetmeye
başlaması ile Batı fenninin alınmak istenmesinden doğmaktadır. Ondan sonra
kurulan Mühendishaneler Fransızca ve daha sonra İngilizce öğrenimi açısından
önemlidir. Bu dillerin yanında Arapçanın öğrenimini de devam etmektedir. Dil
öğrenimi bağlamında tercüme faaliyetleri önemlidir. Yapılan tercümeler o dilin
bilim, siyaset, edebiyat vb. terimlerinin dilimize aktarılmasını sağlayarak
zihinsel dönüşümü gerçekleştirmektedir. Tercüme faaliyetleriyle haşır neşir
olan ve dil bilen Şani-zade Mehmet Ataullah Efendi ve Başhoca İshak Efendi’nin
Batı dillerindeki tıp terminolojisini Türkçeye aktarması Türkçenin modern tıp
terminolojisi alanında gelişmesini sağlamıştır. Yine siyaset alanında vatan,
hürriyet gibi kavramların Türkçeye aktarılması Meşrutiyete giden süreçte
önemlidir. Sadece kavramın bilinmesi değil mefhumunun da anlaşılmaya başlanması
zihinsel dönüşümü sağlamıştır ya da geçiş aşamasını oluşturmuştur. Tercüme
odası dil öğreniminin kurumsallaşmasını ve küçük görülen Batı dilinin
Müslümanlar tarafından öğrenilmesinin yaygınlaşmasını sağlamıştır. Tercüme
Odası önemli mevkilere gelebilmek için stratejik bir noktaydı. Devletin dış
ilişkilerde de gayrimüslim tercümanların ihanetleri dolayısıyla
Müslümanları/Türkleri kullanmak istemesi Tercüme Odası’nın önemini artırmıştır.
Tercüme Odası sanıldığının aksine dil öğrenimi noktasında yetersiz olmamakla
birlikte amacının da doğrudan bu olduğu söylenemez. Bu makale bu hususları ele
almış olmanın yanında 3 başlık olarak meseleleri açıklamaya çalışmıştır.
1.
Osmanlı
Devleti’nde Dil Öğrenimi
Osmanlı Devleti’nde yabancı dil
olarak karşımıza ilk etapta Arapça ve Farsça çıkmaktadır. Osmanlı
medreselerinden mezun olmuş çoğu kişinin bu iki dili bildiğini söyleyebiliriz.
Derslerin Arapça olarak değil de Türkçe olarak anlatılması konuşma becerisi olarak
Arapçada iyi olunmadığını göstermektedir. Ancak Farsça çok daha geç dönemlerde
Osmanlı eğitiminde yerini almıştır. Osmanlı medreselerinde Farsça eğitimi Damat
İbrahim Paşa’dan sonra verilmeye başlanmıştır. Bu tarihten önce Farsça
eğitimine birkaç girişim olmuşsa da iyi bakılmamıştır.[2] Bazı sıbyan mekteplerinde
Arapçanın yanında Farsça dersleri de verilmiştir. Medreselerde yer verilmemesine
rağmen 1781 yılında yapılan Hamidiye mektebinde Farsça eğitiminin yer alması
dikkate değerdir.[3]
II. Murad döneminde kurulan Fatih döneminde gerçek kimliğine kavuşan Enderun
mektebinde de Arapça ve Farsça eğitimi yer almıştır. Bunula birlikte bu
dillerden birçok tercüme eserler meydana gelmiştir. XVII. yüzyılda Farsça bilen
Taşköprülüzade Mehmed Kemaleddin Efendi ve Yanyalı Esat Efendi bu dillerden
eserler tercüme etmişlerdir. Yanyalı Esat Efendi’den sonra tercüme faaliyetlerinde
bir durgunluk olmuş, Arap ve İran edebiyatından önemli eserler Türkçeye
nakledilememişti.[4]
Oysa tercüme çağın ötesine geçebilmenin en önemli araçlarından birisidir. Cemil
Meriç “Tercüme bir fetihtir, yalnız dili
değil, düşünce ve hassasiyetin girift dünyasını da zenginleştiren bir fetih”
diyerek tercümenin önemini göstermektedir.[5] Yine Hilmi Ziya Ülken
Uyanış hareketlerinin büyük tercüme devirleriyle başladığını söylemektedir.[6]
Müslümanlar tarafından Arapça ve Farsçadan
başka dil öğrenilmemesinin bir sebebini XVI. yüzyılın önemli Şeyhülislâm’ı
Ebussuud Efendi’ye borçluyuz. Ona gelen meselelerden birindeki “Zeyd-i Müslim kâfir dilince zarûretsiz
tekellüm eylese…” ibare Müslümanlar için batı dillerine olan meylin ne ifade
ettiğini göstermektedir.[7] İlmiyenin de Batı
dillerine ilgi duyması (II. Viyana kuşatmasının başarısızlığından sonra
ilişkilerin sıklaşması dil bilen diplomatlara olan ihtiyacın artması) da
Ebussuud Efendi tarafından engellenmiştir.[8] 19. yüzyılda ilmiye
kökenli olan Şani-zade Mehmet Ataullah Efendi ve Ahmet Cevdet Efendi’nin
yabancı dil öğrenme tedirginlikleri örnek olarak gösterilebilir. Lale Devri’ne
kadar Batı dillerinin Osmanlı Devleti’nde öğrenilmemesinin bir tarafı da
Batı’nın haliyle Batı dillerinin küçük görülmesidir. Osmanlı Devleti’nin 1699
Karlofça antlaşması ile Batı karşısında üstünlüğünü kaybetmeye başlaması
özellikle 1718 yılında yönünü Batı’ya dönüşünü başlatmıştır. Bu bağlamda Lale
Devri’nde Paris’e ve Viyana’ya geçici elçiler gönderilmiş, bu dönemde özellikle
Fransa ile yakınlaşılmıştır. Matbaa için Fransa’dan Fransızca harfler de
getirtilmiştir.[9]
Batı’yla gerçekleşen bu şekil temaslar ilerideki adımların ilklerinden
olacaktır. Kurulan matbaa sayesinde sınırlı sayıda da olsa tercüme faaliyetleri
başlamıştır. Bu minvalde tercüme heyeti önemlidir. Bu heyet, tercümeye karşı
kurumsal bir yaklaşım olarak görülebilir. Çünkü bizzat İbrahim Paşa’nın
öncülüğünde kurulmuştur. Elde bulunan eserlerin yetersiz kalmasının bunda
etkisi olduğu söylenebilir.[10] Tercüme heyetindeki
kişiler eserlere göre oluşturulmaktaydı. Mesela Müneccimbaşı Ahmed Dede’nin
Câmi’u’d-düvel’i’ni çevirmek için Nedim Efendi, Vehbi Efendi, Müstakimzade
Mustafa Vefa Efendi gibi ilim adamlarının içinde bulunduğu bir Tercüme Heyeti
oluşturulmuştur.[11]
Lale Devri’yle birlikte başlayan dönemde ve özellikle 19. yüzyılda devletin yönünün
Batı’ya çevrilmesi Şark eserlerinin en çok tercüme edildiği dönem olmaktadır.[12]
1776 yılında ilk askeri deniz okulu
olan ve ilk kez Fransızcanın öğretilmesinde önemli bir yeri olan Mühendishane-i
Bahr-i Hümayûn kurulmuştur. Arapça ve Farsçanın yanında Fransızcaya yer
verilmesi Batı’ya açılan ilk kapılardan biri olarak görülmesine sebep olabilir.
İlk hocası Batı dillerini bilen Cezayirli Seyit Hasan adında bir denizciydi.
Bunun yanında Fransız öğretmenler ve ulemadan bazı kişilerde ders vermiştir.
Daha sonra bu okulda İngilizce de zorunlu derslere eklenmiştir. Hatta
1842’lerden itibaren Fransızca seçme İngilizce zorunlu ders haline gelmiştir. [13] Adıvar bu okulda ilk etapta Batı dilleri bilen
hocaların olmamasından dolayı tercümanların hocaların ders vermelerine yardım
ettiklerini ve eserler tercüme ettiklerini söylemektedir.[14] 1795 yılında kurulan Mühendishane-i
Berri-i Hümâyûn’da da Fransız hocaların ders verdiğini biliyoruz. Birinci ve
ikinci sınıfta öğrenciler Arapça ve Fransızca dersleri alıyorlardı. Hocalarda öğrencilere
derslerle alakalı olarak tercüme ve telif eserler hazırlamak zorundaydılar.[15]
2.
Tercüme
Odası’nın Kuruluşuna Giden Süreç
Yabancı
dil öğreniminin kurumsal olarak yapıldığı yerlerden ilki[16] de Hariciye Nezareti’nde
kurulan Bab-ı Ali Tercüme Odasıdır. Buna geçmeden önce Tercüme Odası’nın
kurulmasına giden süreci incelemek gerekir. Özellikle İstanbul’un fethiyle
birlikte genişlemeye başlayan Osmanlı Devleti yabancı devletlerle olan
ilişkilerini dil bilen kimseler vasıtasıyla yürütmek zorundaydı. Bu bağlamda
Divan-ı Hümayun tercümanlarının 16. ve 17. yüzyılda neredeyse tamamı sonradan
Müslüman olan kimselerden seçiliyordu. 18. yüzyıl ve 19. yüzyılın ilk yarısına
kadar bu tercümanlar Fenerli Rum ailelerinin eline bırakılmıştır.[17] Tercümanların olumsuz
faaliyetlerde bulunmaları sadece Osmanlı Devleti’nin ‘gerileme’ döneminde
olmadığı 1580’lerde III. Murad’ın kraliçenin mektubunu yanlış çeviren Mustafa
Çavuş’u azarlaması ile görülebilir.[18] 1740 yılında İskerletzade
ailesinden Aleksandr’ın Avusturya ve Rusya ile yapılan anlaşma sırasında
devletin sırlarını karşı tarafı söyleyerek ihanet etmesi[19] devletin zaaflarının
olduğu dönemde Osmanlı Devlet’i için büyük bir sorundur ancak Osmanlı Devlet’i
bu sorunu çözecek bir adım atamamıştır. Baron de Tott’un İshak Bey’i Fransa’da
tercüman olarak yetiştirmek istemesi[20] de herhangi bir çözüm
sağlamamıştır. Fenerli Rumların en büyük ihaneti Tepedelenli Ali Paşa
İsyanı’nda Halet Efendi’nin yönlendirilmesiyle olmuştur.[21] Bu durum Fransız
ihtilalinin etkisiyle 1821 yılında ortaya çıkan Yunan İsyanı’na kadar bu
şekilde devam etti. O yıl Rum tercümanı olan Stavraki Aristarchi azledildi ve
sonradan idam edilmiştir.[22] II. Mahmut döneminde bu
olaylardan sonra Bab-ı Ali Tercümanlığına Müslümanların getirilmesi kararlaştırılmıştır.
Müslümanların tercümanlık yapmaları ilk etapta iyi karşılanmamaktaydı. Devletin
bu işe önem vermesi tercümanlığa olan talebi büyük oranda artıracaktır. Cevdet
Paşa bunun büyük çoğunlukla gerçekleştiğini Reşid Paşa döneminde aynen devam
ettiği fakat Âlî Paşa döneminde Hariciye dairelerinin önemli işlerinin Ermenilerin
eline bırakılmış olduğunu söylemektedir.[23]
3.
Tercüme
Odası ve Dil Mevzuu
Türk
aydınının doğduğu Tercüme Odası[24] Müslümanların yabancı dil
öğrenerek diplomasi alanında faaliyette bulunmaları, stratejik noktalara
getirilebilmeleri[25] amacıyla 1821 tarihinde
bir Hatt-ı Hümayun yayınlanmasıyla kurulmuştur.[26] Nitekim stratejik
noktalara buradan çıkan kişiler getirilmiştir. Tanzimat’ı gerçekleştiren
kişilerin çoğu bu kalemden çıkmıştır. Önemli mevkilere gelenlerden bazıları
şunlardır: Ali Paşa, Fuad Paşa, Safvet Paşa, Namık Kemal, Ahmed Vefik Paşa,
Sadık Rıfat Paşa, Münif Efendi, Ethem Pertev Paşa vb.[27] Artık Tercüme Odası öneli
bir atlama taşıdır.[28] 1846- 1879 yılları
arasında göreve gelen 21 sadrazamın 7’si Tercüme Odası’ndan çıkmış Fransızcayı
ya burada öğrenmişler ya da iyileştirmişlerdir.[29] Müslümanların dil öğrenmelerini sağlamak Batı
dillerine en kapalı unsur olan Türklerin eğitilmek istenmesidir.[30] Dışarıdan gelen
terimlerle ilk buradaki kişilerin ilgilenmesi, zihni dönüşümü hızlandırmıştır.
Fransızcadan hürriyet vb. birçok siyasi terim Ahmet Arifi tarafından Türkçe
karşılıkları verilerek Türk siyasi terminolojisine kazandırılmıştır.[31] Burada bulunan kişiler
Dil, Edebiyat, İktisat, Bilim, Tarih, Coğrafya Felsefe, Hukuk alanlarında
çalışmalarda bulunmuşlardır.[32] İşte bu yüzden Türk
aydını Tercüme Odası’nda doğmuştur. Tanzimat döneminde Tercüme odalarında
Türklerin bulunması Osmanlıcanın çözülmesine sebep olmuştur. Bunun yanında
dilde yeni bir üslup gelişmiş, dildeki uzun başlangıç cümleleri, dualar, övgüler
giderek bırakılmaya başlanmıştır.[33] Fransızcanın asıl etkisi
sözcükler, üslup, kavram ve anlamlar açısından bu kanalla gelmiştir.[34] II. Mahmut Galatasaray’a
nakledilen Tıbhane-i Amire’de Tıb öğrencilerine yaptığı bir nutukta muradının
Fransızcayı öğretmek değil, “…fenni tıbbı
öğretip refte refte kendi lisanımıza almaktır…”[35] olduğunu ifade etmiştir.
Tercüme
Odası’na hoca olarak ilk başta İsmail Ferruh Efendi’nin konağından yetişmiş,
dil bilmesi ve kültürlü olması dolayısıyla Şani-zade Mehmet Ataullah[36] düşünülse de ilmiyeden
olması ve böyle bir işin ulema için küçültücü olması sebebiyle Şani-zade’nin
tabiriyle mevaliden olması dolayısıyla alınmamıştır.[37] Bürokraside ilmiyeye
karşı kalemiyenin yükselişinin bunda etkisi olduğu söylenebilir.[38] Ayrıca o, Adıvar’ın
ifadesiyle “yalnız bir hekim değil, aynı
zamanda ansiklopedik”[39] bir bilgindi. Böylece Mühendishane-i
Berri-i Hümayûn hocası Yahya Naci baş tercümanlığa getirilmiştir. Yahya Naci
dil bilmesine rağmen Fransız diploması ilmine vakıf olamadığı için memurlara
Fransızca öğretmekle görevlendirilmiştir.[40] 1824 yılında Türkçe,
Arapça, Farsça, Fransızca, Yunanca, Latince, İbranice bilen İshak Efendi
Başhocalığa getirilmiştir. İshak Efendi’nin en büyük hizmeti ise modern
bilimlere ait eserleri Türkçeye çevirmek ve terminoloji oluşturmaktır.[41] Tercüme Odası’nın tespit
edilen ilk nizamı Başhoca İshak Efendi idaresinde olmuştur. Nizamnameye göre
Lisan Odası ve Tercüme Odası olarak iki kısım mevcuttur. Yani hem müsveddeler
beyaza çekilecek, cerideler kayıt edilecek hem de tercümesi kolay olan evraklar
Türkçeye çevrilecektir. Bunun yanında memurlar boş vakitlerinde dil bilgilerini
ilerleteceklerdir.[42] Lisan Odası meyvelerini
1826 yılında Rusya ile yapılan Akkirman antlaşmasında Halil Esrar Efendi ile birlikte
vermeye başlamıştır. Fakat Zenob Efendi’nin idaresi altındayken kapatılmıştır.[43] 1829 yılında İshak Efendi
Mühendishanedeki görevine geri dönünce yerine damadı Halil Esrar Efendi
getirtilmiştir.
Tercüme
Odası asıl sıçrayışını 1833 yılındaki Mısır meselesinden sonra kazanmıştır.
Hatta Lewis, Bab-ı Ali’de bir Tercüme Odası’nın kurulmasını bu tarihte
göstermiştir.[44]
Bu yılda Tercüme Odası’na gelen Arapça belgede artış olmuştur. Tercüme Odası
her ne kadar Fransızca ve İngilizce bilen memurların uzmanlaşma birimi olsa da
devletin yıkılışına kadar Arapça bilen tercümanları da bünyesinde
barındırmıştır. 1833’ten sonra II. Mahmud, yenilikler yapmış, durgun olan
Avrupa elçiliklerine tekrar elçiler göndermiş ve yaptığı yenilikler için dil
bilen elemanların yetiştirilmesini istemiştir. Bu da Tercüme Odası’nın önemini
artırdı. 1841 yılına gelindiğinde Tercüme Odası’nın mevcudu 30 olmuştu.[45] Bunların 6’sı
gayrimüslim, 24’ü Müslüman idi. Evrak tercümesi yapanlardan biri de Redhouse’dur.
O büyük çoğunlukla İngiliz elçiliğinden gelen evrakı çevirmiştir.[46] Kırım Savaşı’yla birlikte
Tercüme Odası’na gelen İngilizce evrakın artması İngilizce sınıfının açılmasına
sebep olmuştur. Bu şekilde Tercüme Odası okul hüviyeti kazanmıştır.[47] Bünyesinde bir de
kütüphane barındırması, birçok memurun bu kitaplardan faydalanmasını
sağlamıştır. Bu kütüphanedeki toplam kitap sayısı 1884 yılında yapılan bir
sayımda Fransızca eserler 545 ve Türkçe eserler 255 olmak üzere 800 olarak
tespit edilmiştir.[48] Bu kitaplardan örnek
verecek olursak: Voltaire’nin Dictionnaire Philosophifue, Montesquieu’nun
Droit’i, Redhouse’ın Grammaire’i, Buffon’un Histoire’si, Kâtip Çelebi’nin Cihânnumâ’sı
vb. Bu yıllarda bir kararname yayınlanarak o dönemlerde açık olan Lisan
Mektebi, Mekteb-i Mülkiye, Mekteb-i Sultanî, vb. mekteplerden mezun olan
öğrencilerin de burada istihdam edilmesi sağlanmıştır.[49] Devletin yıkılışına kadar değişikliğe uğrayarak
devam eden Tercüme Odası’nın kuruluş amacına uygun olarak faaliyetlerde
bulunduğu bu şekilde görülmüştür.
SONUÇ
Bu makalede Osmanlı Devleti’nin
yabancı dil öğrenimine Tercüme Odası’yla ilintili olan aşamaya kadar kısaca
değinilmiş, sonrasında Tercüme Odası’nın dil öğrenimi noktasında hangi seviyede
olduğu tespit edilmiştir. Tercüme Odası’nın Osmanlı Devleti’nin yıkılışına
kadar değişim ve dönüşüm geçirerek devam etmesi dil eğitimi noktasında onun
yetersizliğinin göstergesi değildir. Bir müddet Lisan Odası’nı barındırması
ihtiyaçtan hasıl olmuştur ki bu da Tercüme Odası’nın ilk dönemleridir. Ondan
sonra sayı artmış –Müslüman memur olarak da- çevirilerle gayrimüslim kesim,
onların temize çekilmesiyle Müslüman kesim ilgilenmiştir. Kuruluşunun farklı
tarihlendirilmesi nitelik olarak ne ifade ettiğiyle alakalıdır. Bu makalede
kuruluş tarihi 1821 olarak ele alınmıştır. Başhocalık meselesi tartışılmış
İlmiye ve kalemiye arasındaki mücadeleye atıf yapılmıştır. Tercüme Odası’nda
bulunan kişilerin önemli mevkilere yerleşmesi odanın kuruluş amacını gerçekleştirdiğini
göstermektedir. Bunun yanında Osmanlı Devleti’nin her alanda Batı bilgisine bu
oda vasıtasıyla ulaşması zihinsel dönüşümde ve ileride siyasi dönüşümde ne
kadar önemli olduğunu bize göstermektedir.
KAYNAKÇA
Ahmed
Cevdet Paşa, Sultan Abdülhamid’e Arzlar
(Ma’rûzât), Haz: Yusuf Halaçoğlu, 3. Baskı, İstanbul, 2019.
ADIVAR, Adnan, Osmanlı Türklerinde İlim, 4. Baskı,
İstanbul, 1982.
AKYÜZ,
Yahya, Türk Eğitim Tarihi M. Ö 1000- M.
S. 2013, 26. Baskı, Ankara, 2013.
ALTINAY,
Ahmet Refik, Lâle Devri (1718-1730),
2. Baskı, İstanbul, 2016.
BALCI,
Sezai, Babıâli Tercüme Odası,
İstanbul, 2013.
BEYDİLLİ,
Kemal, “Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyun”, DİA,
C: 31, İstanbul, 2006, s. 516-518.
BERKES, Niyazi, Türkiye’de Çağdaşlaşma, 27. Baskı,
İstanbul, 2018.
BİLİM, Cahit, “Tercüme
Odası”, OTAM, S.1, Ankara, 1990, s.
29-43.
ÇELİK,
Ahmet, Tanzimat’tan Günümüze Türkiye’de
Farsça Öğretimi (Yayınlanmamış Doktora Tezi), İstanbul, 2005.
DÜZDAĞ,
M. Ertuğrul, Şeyhülislâm Ebussuud Efendi
Fetvaları Kanunî Devrinde Osmanlı Hayatı, İstanbul, 2012.
FINDLEY, Carter Vaughn,
“Hariciye Nezâreti”, DİA, C: 16,
İstanbul, 1997, s.178-179.
İPŞİRLİ,
Mehmet, “Lale Devrinde Teşkil Edilen Tercüme Heyetine Dair Bazı Gözlemler”, Osmanlı İlmi ve Mesleki Cemiyetleri 1. Milli
Türk Bilim Tarihi Sempozyumu, Haz: Ekmeleddin İhsanoğlu, İstanbul, 1987, s.
33-42.
KARAÇAVUŞ,
Ahmet, Tanzimat Dönemi Osmanlı Bilim
Cemiyetleri (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Ankara, 2006.
KAYAOĞLU,
Taceddin, Türkiye’de Tercüme Müesseseleri,
İstanbul, 1998.
KURAN,
Ercüment, Türkiye’nin Batılılaşması ve
Millî Meseleler, 5. Baskı, Ankara, 2013.
KÜÇÜK,
Yalçın, Aydın Üzerine Tezler (1830-1980),
2. Baskı, Ankara, 1985.
LEWİS,
Bernard, Modern Türkiye’nin Doğuşu,
Çev: Boğaç Babür Turna, 9. Baskı, Ankara, 2017.
MERİÇ,
Cemil, Bu Ülke, 24. Baskı, İstanbul,
2004.
ORTAYLI,
İlber, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı,
İstanbul, 2016.
ÖZKAN,
Selim Hilmi, “Osmanlı Devleti’nde Eğitim Dili ve Yabancı Dil meselesi”, Eğitime Bakış Eğitim-Öğretim ve Bilim
Araştırma Dergisi, S:39, Yıl: 13, Ankara, 2017, s. 53-58.
“Tercüme
Odası”, Ana Britannica, C: 20,
İstanbul, 2002, s. 572.
ÜLKEN,
Hilmi Ziya, Uyanış Devirlerinde
Tercümenin Rolü, 3. Baskı, İstanbul, 2020.
ÜNVER, Süheyl, “Osmanlı
Tababeti ve Tanzimat Hakkında Yeni Notlar”, Tanzimat
II, İstanbul, 1999, s. 933-966.
[2] Selim
Hilmi Özkan, “Osmanlı Devleti’nde Eğitim Dili ve Yabancı Dil meselesi”, Eğitime Bakış Eğitim-Öğretim ve Bilim Araştırma
Dergisi, S:39, Yıl: 13, Ankara, 2017, s. 55.
[3] Ahmet
Çelik, Tanzimat’tan Günümüze Türkiye’de
Farsça Öğretimi (Yayınlanmamış Doktora Tezi), İstanbul, 2005, s. 36-37.
[4] Hilmi
Ziya Ülken, Uyanış Devirlerinde
Tercümenin Rolü, 3. Baskı, İstanbul, 2020, s. 237.
[5] Cemil
Meriç, Bu Ülke, 24. Baskı, İstanbul,
2004, s. 118.
[6] Ülken, a.g.e., s. 5.
[7] M.
Ertuğrul Düzdağ, Şeyhülislâm Ebussuud
Efendi Fetvaları Kanunî Devrinde Osmanlı Hayatı, İstanbul, 2012, s. 147.
[8] Ahmet
Karaçavuş, Tanzimat Dönemi Osmanlı Bilim
Cemiyetleri (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Ankara, 2006, s. 16.
[9] Ahmet
Refik Altınay, Lâle Devri (1718-1730),
2. Baskı, İstanbul, 2016, s. 60.
[10]
Karaçavuş, a.g.t., s. 18.
[11] Mehmet
İpşirli, “Lale Devrinde Teşkil Edilen Tercüme Heyetine Dair Bazı Gözlemler”, Osmanlı İlmi ve Mesleki Cemiyetleri 1. Milli
Türk Bilim Tarihi Sempozyumu, Haz: Ekmeleddin İhsanoğlu, İstanbul, 1987, s.
37.
[12] Ülken, a.g.e., 240.
[13] Yahya
Akyüz, Türk Eğitim Tarihi M. Ö 1000- M.
S. 2013, 26. Baskı, Ankara, 2013, s. 144.
[14] Adnan
Adıvar, Osmanlı Türklerinde İlim, 4.
Baskı, İstanbul, 1982, s. 206.
[15] Kemal
Beydilli, “Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyun”, DİA,
C: 31, İstanbul, 2006, s. 516.
[16] Özkan,
a.g.m., s. 55.
[17]
Taceddin Kayaoğlu, Türkiye’de Tercüme
Müesseseleri, İstanbul, 1998, s. 23.
[18] Sezai
Balcı, Babıâli Tercüme Odası,
İstanbul, 2013, s. 95.
[19]
Kayaoğlu, a.g.e., s. 24.
[20] Balcı, a.g.e., s. 133.
[21] A.g.e., s. 139.
[22] Bernard
Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu,
Çev: Boğaç Babür Turna, 9. Baskı, Ankara, 2017, s. 122.
[23] Ahmed
Cevdet Paşa, Sultan Abdülhamid’e Arzlar
(Ma’rûzât), Haz: Yusuf Halaçoğlu, 3. Baskı, İstanbul, 2019, s. 17.
[24] Yalçın
Küçük, Aydın Üzerine Tezler (1830-1980),
2. Baskı, Ankara, 1985, s. 429.
[25]
Kayaoğlu, a.g.e., s. 27.
[26] Cahit
Bilim, “Tercüme Odası”, OTAM, S.1,
Ankara, 1990, s. 29-43.
[27]
Kayaoğlu, a.g.e., s. 27.
[28] Carter
Vaughn Findley, “Hariciye Nezâreti”, DİA,
C: 16, İstanbul, 1997, s. 179.
[29] Balco, a.g.e., s. 303.
[30] İlber
Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı,
İstanbul, 2016, s. 273.
[31] Balcı, a.g.e., 192.
[32] A.g.e.,
321-359.
[33] Bilim,
a.g.m., s. 43.
[34] Niyazi
Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma, 27.
Baskı, İstanbul, 2018, s. 258.
[35] Süheyl
Ünver, “Osmanlı Tababeti ve Tanzimat Hakkında Yeni Notlar”, Tanzimat II, İstanbul, 1999, s. 940.
[36]
Ercüment Kuran, Türkiye’nin Batılılaşması
ve Millî Meseleler, 5. Baskı, Ankara, 2013, s. 13.
[37] Balcı, a.g.e., s. 141.
[38]
Karaçavuş, a.g.t., s. 22.
[39] Adıvar,
a.g.e., s. 214.
[40]
“Tercüme Odası”, Ana Britannica, C:
20, İstanbul, 2002, s. 572.
[41] Adıvar,
a.g.e., s. 220.
[42] Balcı, a.g.e., s. 152.
[43] A.g.e.,
155.
[44] Lewis, a.g.e., s. 123-124.
[45] Bilim,
a.g.m., s. 39-40.
[46] Balcı, a.g.e., s. 286.
[47] A.g.e., s. 187.
[48] A.g.e., s. 216.
[49] A.g.e., s. 247.
Yorumlar
Yorum Gönder