TERCÜME ODASI VE YABANCI DİL ÖĞRENİMİ

 

GİRİŞ

           

            Osmanlı Devleti’nde Tercüme Odası’na kadar dil öğrenme noktasında atılımlar yapılmıştır. Arapça ve Farsça yaygın olarak öğretilmekteydi. Batı dilleri noktasında ise ilk olarak Tercüme Heyeti karşımıza çıkmaktadır. Bu Osmanlı Devleti’nin savaşlarda üstünlüğünü kaybetmeye başlaması ile Batı fenninin alınmak istenmesinden doğmaktadır. Ondan sonra kurulan Mühendishaneler Fransızca ve daha sonra İngilizce öğrenimi açısından önemlidir. Bu dillerin yanında Arapçanın öğrenimini de devam etmektedir. Dil öğrenimi bağlamında tercüme faaliyetleri önemlidir. Yapılan tercümeler o dilin bilim, siyaset, edebiyat vb. terimlerinin dilimize aktarılmasını sağlayarak zihinsel dönüşümü gerçekleştirmektedir. Tercüme faaliyetleriyle haşır neşir olan ve dil bilen Şani-zade Mehmet Ataullah Efendi ve Başhoca İshak Efendi’nin Batı dillerindeki tıp terminolojisini Türkçeye aktarması Türkçenin modern tıp terminolojisi alanında gelişmesini sağlamıştır. Yine siyaset alanında vatan, hürriyet gibi kavramların Türkçeye aktarılması Meşrutiyete giden süreçte önemlidir. Sadece kavramın bilinmesi değil mefhumunun da anlaşılmaya başlanması zihinsel dönüşümü sağlamıştır ya da geçiş aşamasını oluşturmuştur. Tercüme odası dil öğreniminin kurumsallaşmasını ve küçük görülen Batı dilinin Müslümanlar tarafından öğrenilmesinin yaygınlaşmasını sağlamıştır. Tercüme Odası önemli mevkilere gelebilmek için stratejik bir noktaydı. Devletin dış ilişkilerde de gayrimüslim tercümanların ihanetleri dolayısıyla Müslümanları/Türkleri kullanmak istemesi Tercüme Odası’nın önemini artırmıştır. Tercüme Odası sanıldığının aksine dil öğrenimi noktasında yetersiz olmamakla birlikte amacının da doğrudan bu olduğu söylenemez. Bu makale bu hususları ele almış olmanın yanında 3 başlık olarak meseleleri açıklamaya çalışmıştır.

 

1.      Osmanlı Devleti’nde Dil Öğrenimi

            Osmanlı Devleti’nde yabancı dil olarak karşımıza ilk etapta Arapça ve Farsça çıkmaktadır. Osmanlı medreselerinden mezun olmuş çoğu kişinin bu iki dili bildiğini söyleyebiliriz. Derslerin Arapça olarak değil de Türkçe olarak anlatılması konuşma becerisi olarak Arapçada iyi olunmadığını göstermektedir. Ancak Farsça çok daha geç dönemlerde Osmanlı eğitiminde yerini almıştır. Osmanlı medreselerinde Farsça eğitimi Damat İbrahim Paşa’dan sonra verilmeye başlanmıştır. Bu tarihten önce Farsça eğitimine birkaç girişim olmuşsa da iyi bakılmamıştır.[2] Bazı sıbyan mekteplerinde Arapçanın yanında Farsça dersleri de verilmiştir. Medreselerde yer verilmemesine rağmen 1781 yılında yapılan Hamidiye mektebinde Farsça eğitiminin yer alması dikkate değerdir.[3] II. Murad döneminde kurulan Fatih döneminde gerçek kimliğine kavuşan Enderun mektebinde de Arapça ve Farsça eğitimi yer almıştır. Bunula birlikte bu dillerden birçok tercüme eserler meydana gelmiştir. XVII. yüzyılda Farsça bilen Taşköprülüzade Mehmed Kemaleddin Efendi ve Yanyalı Esat Efendi bu dillerden eserler tercüme etmişlerdir. Yanyalı Esat Efendi’den sonra tercüme faaliyetlerinde bir durgunluk olmuş, Arap ve İran edebiyatından önemli eserler Türkçeye nakledilememişti.[4] Oysa tercüme çağın ötesine geçebilmenin en önemli araçlarından birisidir. Cemil Meriç “Tercüme bir fetihtir, yalnız dili değil, düşünce ve hassasiyetin girift dünyasını da zenginleştiren bir fetih” diyerek tercümenin önemini göstermektedir.[5] Yine Hilmi Ziya Ülken Uyanış hareketlerinin büyük tercüme devirleriyle başladığını söylemektedir.[6]

            Müslümanlar tarafından Arapça ve Farsçadan başka dil öğrenilmemesinin bir sebebini XVI. yüzyılın önemli Şeyhülislâm’ı Ebussuud Efendi’ye borçluyuz. Ona gelen meselelerden birindeki “Zeyd-i Müslim kâfir dilince zarûretsiz tekellüm eylese…” ibare Müslümanlar için batı dillerine olan meylin ne ifade ettiğini göstermektedir.[7] İlmiyenin de Batı dillerine ilgi duyması (II. Viyana kuşatmasının başarısızlığından sonra ilişkilerin sıklaşması dil bilen diplomatlara olan ihtiyacın artması) da Ebussuud Efendi tarafından engellenmiştir.[8] 19. yüzyılda ilmiye kökenli olan Şani-zade Mehmet Ataullah Efendi ve Ahmet Cevdet Efendi’nin yabancı dil öğrenme tedirginlikleri örnek olarak gösterilebilir. Lale Devri’ne kadar Batı dillerinin Osmanlı Devleti’nde öğrenilmemesinin bir tarafı da Batı’nın haliyle Batı dillerinin küçük görülmesidir. Osmanlı Devleti’nin 1699 Karlofça antlaşması ile Batı karşısında üstünlüğünü kaybetmeye başlaması özellikle 1718 yılında yönünü Batı’ya dönüşünü başlatmıştır. Bu bağlamda Lale Devri’nde Paris’e ve Viyana’ya geçici elçiler gönderilmiş, bu dönemde özellikle Fransa ile yakınlaşılmıştır. Matbaa için Fransa’dan Fransızca harfler de getirtilmiştir.[9] Batı’yla gerçekleşen bu şekil temaslar ilerideki adımların ilklerinden olacaktır. Kurulan matbaa sayesinde sınırlı sayıda da olsa tercüme faaliyetleri başlamıştır. Bu minvalde tercüme heyeti önemlidir. Bu heyet, tercümeye karşı kurumsal bir yaklaşım olarak görülebilir. Çünkü bizzat İbrahim Paşa’nın öncülüğünde kurulmuştur. Elde bulunan eserlerin yetersiz kalmasının bunda etkisi olduğu söylenebilir.[10] Tercüme heyetindeki kişiler eserlere göre oluşturulmaktaydı. Mesela Müneccimbaşı Ahmed Dede’nin Câmi’u’d-düvel’i’ni çevirmek için Nedim Efendi, Vehbi Efendi, Müstakimzade Mustafa Vefa Efendi gibi ilim adamlarının içinde bulunduğu bir Tercüme Heyeti oluşturulmuştur.[11] Lale Devri’yle birlikte başlayan dönemde ve özellikle 19. yüzyılda devletin yönünün Batı’ya çevrilmesi Şark eserlerinin en çok tercüme edildiği dönem olmaktadır.[12]

            1776 yılında ilk askeri deniz okulu olan ve ilk kez Fransızcanın öğretilmesinde önemli bir yeri olan Mühendishane-i Bahr-i Hümayûn kurulmuştur. Arapça ve Farsçanın yanında Fransızcaya yer verilmesi Batı’ya açılan ilk kapılardan biri olarak görülmesine sebep olabilir. İlk hocası Batı dillerini bilen Cezayirli Seyit Hasan adında bir denizciydi. Bunun yanında Fransız öğretmenler ve ulemadan bazı kişilerde ders vermiştir. Daha sonra bu okulda İngilizce de zorunlu derslere eklenmiştir. Hatta 1842’lerden itibaren Fransızca seçme İngilizce zorunlu ders haline gelmiştir. [13]  Adıvar bu okulda ilk etapta Batı dilleri bilen hocaların olmamasından dolayı tercümanların hocaların ders vermelerine yardım ettiklerini ve eserler tercüme ettiklerini söylemektedir.[14] 1795 yılında kurulan Mühendishane-i Berri-i Hümâyûn’da da Fransız hocaların ders verdiğini biliyoruz. Birinci ve ikinci sınıfta öğrenciler Arapça ve Fransızca dersleri alıyorlardı. Hocalarda öğrencilere derslerle alakalı olarak tercüme ve telif eserler hazırlamak zorundaydılar.[15]

2.      Tercüme Odası’nın Kuruluşuna Giden Süreç

Yabancı dil öğreniminin kurumsal olarak yapıldığı yerlerden ilki[16] de Hariciye Nezareti’nde kurulan Bab-ı Ali Tercüme Odasıdır. Buna geçmeden önce Tercüme Odası’nın kurulmasına giden süreci incelemek gerekir. Özellikle İstanbul’un fethiyle birlikte genişlemeye başlayan Osmanlı Devleti yabancı devletlerle olan ilişkilerini dil bilen kimseler vasıtasıyla yürütmek zorundaydı. Bu bağlamda Divan-ı Hümayun tercümanlarının 16. ve 17. yüzyılda neredeyse tamamı sonradan Müslüman olan kimselerden seçiliyordu. 18. yüzyıl ve 19. yüzyılın ilk yarısına kadar bu tercümanlar Fenerli Rum ailelerinin eline bırakılmıştır.[17] Tercümanların olumsuz faaliyetlerde bulunmaları sadece Osmanlı Devleti’nin ‘gerileme’ döneminde olmadığı 1580’lerde III. Murad’ın kraliçenin mektubunu yanlış çeviren Mustafa Çavuş’u azarlaması ile görülebilir.[18] 1740 yılında İskerletzade ailesinden Aleksandr’ın Avusturya ve Rusya ile yapılan anlaşma sırasında devletin sırlarını karşı tarafı söyleyerek ihanet etmesi[19] devletin zaaflarının olduğu dönemde Osmanlı Devlet’i için büyük bir sorundur ancak Osmanlı Devlet’i bu sorunu çözecek bir adım atamamıştır. Baron de Tott’un İshak Bey’i Fransa’da tercüman olarak yetiştirmek istemesi[20] de herhangi bir çözüm sağlamamıştır. Fenerli Rumların en büyük ihaneti Tepedelenli Ali Paşa İsyanı’nda Halet Efendi’nin yönlendirilmesiyle olmuştur.[21] Bu durum Fransız ihtilalinin etkisiyle 1821 yılında ortaya çıkan Yunan İsyanı’na kadar bu şekilde devam etti. O yıl Rum tercümanı olan Stavraki Aristarchi azledildi ve sonradan idam edilmiştir.[22] II. Mahmut döneminde bu olaylardan sonra Bab-ı Ali Tercümanlığına Müslümanların getirilmesi kararlaştırılmıştır. Müslümanların tercümanlık yapmaları ilk etapta iyi karşılanmamaktaydı. Devletin bu işe önem vermesi tercümanlığa olan talebi büyük oranda artıracaktır. Cevdet Paşa bunun büyük çoğunlukla gerçekleştiğini Reşid Paşa döneminde aynen devam ettiği fakat Âlî Paşa döneminde Hariciye dairelerinin önemli işlerinin Ermenilerin eline bırakılmış olduğunu söylemektedir.[23]

3.      Tercüme Odası ve Dil Mevzuu

Türk aydınının doğduğu Tercüme Odası[24] Müslümanların yabancı dil öğrenerek diplomasi alanında faaliyette bulunmaları, stratejik noktalara getirilebilmeleri[25] amacıyla 1821 tarihinde bir Hatt-ı Hümayun yayınlanmasıyla kurulmuştur.[26] Nitekim stratejik noktalara buradan çıkan kişiler getirilmiştir. Tanzimat’ı gerçekleştiren kişilerin çoğu bu kalemden çıkmıştır. Önemli mevkilere gelenlerden bazıları şunlardır: Ali Paşa, Fuad Paşa, Safvet Paşa, Namık Kemal, Ahmed Vefik Paşa, Sadık Rıfat Paşa, Münif Efendi, Ethem Pertev Paşa vb.[27] Artık Tercüme Odası öneli bir atlama taşıdır.[28] 1846- 1879 yılları arasında göreve gelen 21 sadrazamın 7’si Tercüme Odası’ndan çıkmış Fransızcayı ya burada öğrenmişler ya da iyileştirmişlerdir.[29]  Müslümanların dil öğrenmelerini sağlamak Batı dillerine en kapalı unsur olan Türklerin eğitilmek istenmesidir.[30] Dışarıdan gelen terimlerle ilk buradaki kişilerin ilgilenmesi, zihni dönüşümü hızlandırmıştır. Fransızcadan hürriyet vb. birçok siyasi terim Ahmet Arifi tarafından Türkçe karşılıkları verilerek Türk siyasi terminolojisine kazandırılmıştır.[31] Burada bulunan kişiler Dil, Edebiyat, İktisat, Bilim, Tarih, Coğrafya Felsefe, Hukuk alanlarında çalışmalarda bulunmuşlardır.[32] İşte bu yüzden Türk aydını Tercüme Odası’nda doğmuştur. Tanzimat döneminde Tercüme odalarında Türklerin bulunması Osmanlıcanın çözülmesine sebep olmuştur. Bunun yanında dilde yeni bir üslup gelişmiş, dildeki uzun başlangıç cümleleri, dualar, övgüler giderek bırakılmaya başlanmıştır.[33] Fransızcanın asıl etkisi sözcükler, üslup, kavram ve anlamlar açısından bu kanalla gelmiştir.[34] II. Mahmut Galatasaray’a nakledilen Tıbhane-i Amire’de Tıb öğrencilerine yaptığı bir nutukta muradının Fransızcayı öğretmek değil, “…fenni tıbbı öğretip refte refte kendi lisanımıza almaktır…[35] olduğunu ifade etmiştir.

Tercüme Odası’na hoca olarak ilk başta İsmail Ferruh Efendi’nin konağından yetişmiş, dil bilmesi ve kültürlü olması dolayısıyla Şani-zade Mehmet Ataullah[36] düşünülse de ilmiyeden olması ve böyle bir işin ulema için küçültücü olması sebebiyle Şani-zade’nin tabiriyle mevaliden olması dolayısıyla alınmamıştır.[37] Bürokraside ilmiyeye karşı kalemiyenin yükselişinin bunda etkisi olduğu söylenebilir.[38] Ayrıca o, Adıvar’ın ifadesiyle “yalnız bir hekim değil, aynı zamanda ansiklopedik[39] bir bilgindi. Böylece Mühendishane-i Berri-i Hümayûn hocası Yahya Naci baş tercümanlığa getirilmiştir. Yahya Naci dil bilmesine rağmen Fransız diploması ilmine vakıf olamadığı için memurlara Fransızca öğretmekle görevlendirilmiştir.[40] 1824 yılında Türkçe, Arapça, Farsça, Fransızca, Yunanca, Latince, İbranice bilen İshak Efendi Başhocalığa getirilmiştir. İshak Efendi’nin en büyük hizmeti ise modern bilimlere ait eserleri Türkçeye çevirmek ve terminoloji oluşturmaktır.[41] Tercüme Odası’nın tespit edilen ilk nizamı Başhoca İshak Efendi idaresinde olmuştur. Nizamnameye göre Lisan Odası ve Tercüme Odası olarak iki kısım mevcuttur. Yani hem müsveddeler beyaza çekilecek, cerideler kayıt edilecek hem de tercümesi kolay olan evraklar Türkçeye çevrilecektir. Bunun yanında memurlar boş vakitlerinde dil bilgilerini ilerleteceklerdir.[42] Lisan Odası meyvelerini 1826 yılında Rusya ile yapılan Akkirman antlaşmasında Halil Esrar Efendi ile birlikte vermeye başlamıştır. Fakat Zenob Efendi’nin idaresi altındayken kapatılmıştır.[43] 1829 yılında İshak Efendi Mühendishanedeki görevine geri dönünce yerine damadı Halil Esrar Efendi getirtilmiştir.

Tercüme Odası asıl sıçrayışını 1833 yılındaki Mısır meselesinden sonra kazanmıştır. Hatta Lewis, Bab-ı Ali’de bir Tercüme Odası’nın kurulmasını bu tarihte göstermiştir.[44] Bu yılda Tercüme Odası’na gelen Arapça belgede artış olmuştur. Tercüme Odası her ne kadar Fransızca ve İngilizce bilen memurların uzmanlaşma birimi olsa da devletin yıkılışına kadar Arapça bilen tercümanları da bünyesinde barındırmıştır. 1833’ten sonra II. Mahmud, yenilikler yapmış, durgun olan Avrupa elçiliklerine tekrar elçiler göndermiş ve yaptığı yenilikler için dil bilen elemanların yetiştirilmesini istemiştir. Bu da Tercüme Odası’nın önemini artırdı. 1841 yılına gelindiğinde Tercüme Odası’nın mevcudu 30 olmuştu.[45] Bunların 6’sı gayrimüslim, 24’ü Müslüman idi. Evrak tercümesi yapanlardan biri de Redhouse’dur. O büyük çoğunlukla İngiliz elçiliğinden gelen evrakı çevirmiştir.[46] Kırım Savaşı’yla birlikte Tercüme Odası’na gelen İngilizce evrakın artması İngilizce sınıfının açılmasına sebep olmuştur. Bu şekilde Tercüme Odası okul hüviyeti kazanmıştır.[47] Bünyesinde bir de kütüphane barındırması, birçok memurun bu kitaplardan faydalanmasını sağlamıştır. Bu kütüphanedeki toplam kitap sayısı 1884 yılında yapılan bir sayımda Fransızca eserler 545 ve Türkçe eserler 255 olmak üzere 800 olarak tespit edilmiştir.[48] Bu kitaplardan örnek verecek olursak: Voltaire’nin Dictionnaire Philosophifue, Montesquieu’nun Droit’i, Redhouse’ın Grammaire’i, Buffon’un Histoire’si, Kâtip Çelebi’nin Cihânnumâ’sı vb. Bu yıllarda bir kararname yayınlanarak o dönemlerde açık olan Lisan Mektebi, Mekteb-i Mülkiye, Mekteb-i Sultanî, vb. mekteplerden mezun olan öğrencilerin de burada istihdam edilmesi sağlanmıştır.[49]  Devletin yıkılışına kadar değişikliğe uğrayarak devam eden Tercüme Odası’nın kuruluş amacına uygun olarak faaliyetlerde bulunduğu bu şekilde görülmüştür.

  

SONUÇ

            Bu makalede Osmanlı Devleti’nin yabancı dil öğrenimine Tercüme Odası’yla ilintili olan aşamaya kadar kısaca değinilmiş, sonrasında Tercüme Odası’nın dil öğrenimi noktasında hangi seviyede olduğu tespit edilmiştir. Tercüme Odası’nın Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar değişim ve dönüşüm geçirerek devam etmesi dil eğitimi noktasında onun yetersizliğinin göstergesi değildir. Bir müddet Lisan Odası’nı barındırması ihtiyaçtan hasıl olmuştur ki bu da Tercüme Odası’nın ilk dönemleridir. Ondan sonra sayı artmış –Müslüman memur olarak da- çevirilerle gayrimüslim kesim, onların temize çekilmesiyle Müslüman kesim ilgilenmiştir. Kuruluşunun farklı tarihlendirilmesi nitelik olarak ne ifade ettiğiyle alakalıdır. Bu makalede kuruluş tarihi 1821 olarak ele alınmıştır. Başhocalık meselesi tartışılmış İlmiye ve kalemiye arasındaki mücadeleye atıf yapılmıştır. Tercüme Odası’nda bulunan kişilerin önemli mevkilere yerleşmesi odanın kuruluş amacını gerçekleştirdiğini göstermektedir. Bunun yanında Osmanlı Devleti’nin her alanda Batı bilgisine bu oda vasıtasıyla ulaşması zihinsel dönüşümde ve ileride siyasi dönüşümde ne kadar önemli olduğunu bize göstermektedir.

 


KAYNAKÇA

Ahmed Cevdet Paşa, Sultan Abdülhamid’e Arzlar (Ma’rûzât), Haz: Yusuf Halaçoğlu, 3. Baskı, İstanbul, 2019.

ADIVAR, Adnan, Osmanlı Türklerinde İlim, 4. Baskı, İstanbul, 1982.

AKYÜZ, Yahya, Türk Eğitim Tarihi M. Ö 1000- M. S. 2013, 26. Baskı, Ankara, 2013.

ALTINAY, Ahmet Refik, Lâle Devri (1718-1730), 2. Baskı, İstanbul, 2016.

BALCI, Sezai, Babıâli Tercüme Odası, İstanbul, 2013.

BEYDİLLİ, Kemal, “Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyun”, DİA, C: 31, İstanbul, 2006, s. 516-518.

BERKES, Niyazi, Türkiye’de Çağdaşlaşma, 27. Baskı, İstanbul, 2018.

BİLİM, Cahit, “Tercüme Odası”, OTAM, S.1, Ankara, 1990, s. 29-43.

ÇELİK, Ahmet, Tanzimat’tan Günümüze Türkiye’de Farsça Öğretimi (Yayınlanmamış Doktora Tezi), İstanbul, 2005.

DÜZDAĞ, M. Ertuğrul, Şeyhülislâm Ebussuud Efendi Fetvaları Kanunî Devrinde Osmanlı Hayatı, İstanbul, 2012.

FINDLEY, Carter Vaughn, “Hariciye Nezâreti”, DİA, C: 16, İstanbul, 1997, s.178-179.

İPŞİRLİ, Mehmet, “Lale Devrinde Teşkil Edilen Tercüme Heyetine Dair Bazı Gözlemler”, Osmanlı İlmi ve Mesleki Cemiyetleri 1. Milli Türk Bilim Tarihi Sempozyumu, Haz: Ekmeleddin İhsanoğlu, İstanbul, 1987, s. 33-42.

KARAÇAVUŞ, Ahmet, Tanzimat Dönemi Osmanlı Bilim Cemiyetleri (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Ankara, 2006.

KAYAOĞLU, Taceddin, Türkiye’de Tercüme Müesseseleri, İstanbul, 1998.

KURAN, Ercüment, Türkiye’nin Batılılaşması ve Millî Meseleler, 5. Baskı, Ankara, 2013.

KÜÇÜK, Yalçın, Aydın Üzerine Tezler (1830-1980), 2. Baskı, Ankara, 1985.

LEWİS, Bernard, Modern Türkiye’nin Doğuşu, Çev: Boğaç Babür Turna, 9. Baskı, Ankara, 2017.

MERİÇ, Cemil, Bu Ülke, 24. Baskı, İstanbul, 2004.

ORTAYLI, İlber, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İstanbul, 2016.

ÖZKAN, Selim Hilmi, “Osmanlı Devleti’nde Eğitim Dili ve Yabancı Dil meselesi”, Eğitime Bakış Eğitim-Öğretim ve Bilim Araştırma Dergisi, S:39, Yıl: 13, Ankara, 2017, s. 53-58.

“Tercüme Odası”, Ana Britannica, C: 20, İstanbul, 2002, s. 572.

ÜLKEN, Hilmi Ziya, Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü, 3. Baskı, İstanbul, 2020.

ÜNVER, Süheyl, “Osmanlı Tababeti ve Tanzimat Hakkında Yeni Notlar”, Tanzimat II, İstanbul, 1999, s. 933-966.

 




[2] Selim Hilmi Özkan, “Osmanlı Devleti’nde Eğitim Dili ve Yabancı Dil meselesi”, Eğitime Bakış Eğitim-Öğretim ve Bilim Araştırma Dergisi, S:39, Yıl: 13, Ankara, 2017, s. 55.

[3] Ahmet Çelik, Tanzimat’tan Günümüze Türkiye’de Farsça Öğretimi (Yayınlanmamış Doktora Tezi), İstanbul, 2005, s. 36-37.

[4] Hilmi Ziya Ülken, Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü, 3. Baskı, İstanbul, 2020, s. 237.

[5] Cemil Meriç, Bu Ülke, 24. Baskı, İstanbul, 2004, s. 118.

[6] Ülken, a.g.e., s. 5.

[7] M. Ertuğrul Düzdağ, Şeyhülislâm Ebussuud Efendi Fetvaları Kanunî Devrinde Osmanlı Hayatı, İstanbul, 2012, s. 147.

[8] Ahmet Karaçavuş, Tanzimat Dönemi Osmanlı Bilim Cemiyetleri (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Ankara, 2006, s. 16.

[9] Ahmet Refik Altınay, Lâle Devri (1718-1730), 2. Baskı, İstanbul, 2016, s. 60.

[10] Karaçavuş, a.g.t., s. 18.

[11] Mehmet İpşirli, “Lale Devrinde Teşkil Edilen Tercüme Heyetine Dair Bazı Gözlemler”, Osmanlı İlmi ve Mesleki Cemiyetleri 1. Milli Türk Bilim Tarihi Sempozyumu, Haz: Ekmeleddin İhsanoğlu, İstanbul, 1987, s. 37.

[12] Ülken, a.g.e., 240.

[13] Yahya Akyüz, Türk Eğitim Tarihi M. Ö 1000- M. S. 2013, 26. Baskı, Ankara, 2013, s. 144.

[14] Adnan Adıvar, Osmanlı Türklerinde İlim, 4. Baskı, İstanbul, 1982, s. 206.

[15] Kemal Beydilli, “Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyun”, DİA, C: 31, İstanbul, 2006, s. 516.

[16] Özkan, a.g.m., s. 55.

[17] Taceddin Kayaoğlu, Türkiye’de Tercüme Müesseseleri, İstanbul, 1998, s. 23.

[18] Sezai Balcı, Babıâli Tercüme Odası, İstanbul, 2013, s. 95.

[19] Kayaoğlu, a.g.e., s. 24.

[20] Balcı, a.g.e., s. 133.

[21] A.g.e., s. 139.

[22] Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, Çev: Boğaç Babür Turna, 9. Baskı, Ankara, 2017, s. 122.

[23] Ahmed Cevdet Paşa, Sultan Abdülhamid’e Arzlar (Ma’rûzât), Haz: Yusuf Halaçoğlu, 3. Baskı, İstanbul, 2019, s. 17.

[24] Yalçın Küçük, Aydın Üzerine Tezler (1830-1980), 2. Baskı, Ankara, 1985, s. 429.

[25] Kayaoğlu, a.g.e., s. 27.

[26] Cahit Bilim, “Tercüme Odası”, OTAM, S.1, Ankara, 1990, s. 29-43.

[27] Kayaoğlu, a.g.e., s. 27.

[28] Carter Vaughn Findley, “Hariciye Nezâreti”, DİA, C: 16, İstanbul, 1997, s. 179.

[29] Balco, a.g.e., s. 303.

[30] İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İstanbul, 2016, s. 273.

[31] Balcı, a.g.e., 192.

[32]  A.g.e., 321-359.

[33] Bilim, a.g.m., s. 43.

[34] Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma, 27. Baskı, İstanbul, 2018, s. 258.

[35] Süheyl Ünver, “Osmanlı Tababeti ve Tanzimat Hakkında Yeni Notlar”, Tanzimat II, İstanbul, 1999, s. 940.

[36] Ercüment Kuran, Türkiye’nin Batılılaşması ve Millî Meseleler, 5. Baskı, Ankara, 2013, s. 13.

[37] Balcı, a.g.e., s. 141.

[38] Karaçavuş, a.g.t., s. 22.

[39] Adıvar, a.g.e., s. 214.

[40] “Tercüme Odası”, Ana Britannica, C: 20, İstanbul, 2002, s. 572.

[41] Adıvar, a.g.e., s. 220.

[42] Balcı, a.g.e., s. 152.

[43]  A.g.e., 155.

[44] Lewis, a.g.e., s. 123-124.

[45] Bilim, a.g.m., s. 39-40.

[46] Balcı, a.g.e., s. 286.

[47] A.g.e., s. 187.

[48] A.g.e., s. 216.

[49] A.g.e., s. 247.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Taksirle ya da kastî adam öldürmek

"Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir"

Hazan