TÜRKİYE - ORTADOĞU İLİŞKİLERİ (1960’LI YILLAR) ve TÜRKİYE’NİN İSLAM KONFERANSINA KATILIMI
ÖZET
Tarih bir bütün olarak
değerlendirildiğinde birtakım doğruya yakın sonuçlar elde edilebilir. Bu
makalede öncesi ve sonrasıyla nispeten ilişki kurularak ilgili konu ele
alınmaya çalışılacaktır. Ortadoğu kavramının muğlaklığı ve bakış açısına göre
değişebilirliği ele alındıktan sonra 1945 sonrası Türkiye-Ortadoğu ilişkileri
ele alınıp 1960 yılındaki olaylarla makale sonlandırılacaktır. 1945 sonrası
için genel olarak Sovyet Rusya’nın etkisiyle Batı bloğunda yer alan bir Türkiye
görüyoruz. 1950’li yıllarının 1960’lı yıllara etkisini ağır şekilde ödeyen
Türkiye ağırlıklı olarak 1967 Arap-İsrail savaşında tarafını ulusal çıkarları
doğrultusunda değiştirmiştir. Yine ulusal çıkarlar doğrultusunda hiçbir
devletle ilişkisini tam olarak kesmediğini görüyoruz. Bu makale tüm bunları
mevcut kaynak doğrultusunda izah etme amacını taşımaktadır. Türkiye’nin İslam
Konferansına katılımı ise daha sonra kaleme alınacaktır.
Anahtar
kelimeler: Ulusal Çıkarlar, Kıbrıs Meselesi, 1967 Arap-İsrail Savaşı, Ortadoğu,
Türkiye Cumhuriyeti
SUMMARY
When
history is evaluated as a whole, results close to a number of facts can be
obtained. In this article, we will try to address the relevant issue by
establishing a relative relationship with before and after it. After
considering the ambiguity of the concept of the Middle East and its
changeability according to the point of view, the relations between Turkey and
the Middle East after 1945 will be discussed and the article will be terminated
with the events of 1960. After 1945, we see a turkey in the Western bloc under
the influence of Soviet Russia in general. Turkey, which paid heavily for the
impact of the 1950s to the 1960s, mainly changed its side in the 1967
Arab-Israeli war in line with its national interests. Again, we see that it
does not completely cut off its relationship with any state in accordance with
the national interest. This article aims to explain all these in accordance
with the available sources. Turkey's participation in the Islamic Conference
will be written later.
Keywords:
national interests, Cyprus issue, 1967 Arab-Israeli War, Middle East, Republic
of Turkey.
GİRİŞ
Türkiye’nin
1960-1970 yılları arasında Ortadoğu ülkeleriyle ilişkilerini anlayabilmenin en
iyi yolu daha öncesi hakkında -özellikle II. Dünya Savaşı sonrası- bilgi sahibi
olmaktır. Bu şekilde daha mantıklı tespitler yapılabilir. Bu konuya girmeden
önce Ortadoğu olarak bahsedilen bölgenin neresi olduğu, bu kavramın mahiyetinin
ne olduğunun tespit edilmesi elzemdir. “Middle
East” kavramı XX. Yüzyılda ortaya atılmış en eski uygarlıkların ve üç
semavi dinin doğduğu kültürel açıdan çeşitli bir bölge olmanın yanı sıra Asya,
Avrupa ve Afrika kıtalarını birbirlerine bağlayan stratejik bölgeyi tanımlamak
için kullanılmıştır. Sınırları tam olarak belirlenmemiş olan bu bölge geniş bir
alanı kapsarken günümüzde daha ziyade Yunanistan hariç Doğu Akdeniz’e kıyısı
olan ülkeleri kapsamaktadır.[1] Davutoğlu iki anlamda
tanımlama yapmıştır. İlki Mısır’dan İran’a uzanan Nil ve Mezopotamya
havzalarının arası, ikincisi ki geniş anlamıyla da Fas’tan Pakistan’a kadar uzanan
bir bölgeden bahsetmiştir. Yine Davutoğlu Ortadoğu kavramının nesnel bir
coğrafi tanımlama olmaktan çok jeokültürel tanımlama özelliğini taşıdığını
söylemektedir.[2]
Türkiye Cumhuriyeti’ndeki farklı siyasi partilerin farklı Ortadoğu söylemleri
Ortadoğu’nun belirli bir tanımı olmadığına örnektir. Örnek verecek olursak
Erbakan Ortadoğu’yu Müslüman devletlerin oluşturduğu coğrafya olarak görürken
Ecevit geri bırakılan coğrafya şeklinde görmüştür.[3] Şüphesiz bu tanımlamalar
doğrudur. Farklı kültürel yapılarının olması, etnik ve dini çeşitliliğinin olması
bölgeyi çatışma alanı haline getirmiştir. Bu çatışma özellikle petrolün
keşfedilmesinden sonra katlanarak artmıştır. Türkiye Cumhuriyeti de etrafında
olan gelişmelere bir şekilde müdahil olmaya çalışmıştır. Sınır olması hasebiyle
de bölgeyle ilgilenmemesi mümkün değildir. Ortadoğu kapsamında Arap olan
ülkelerin yanı sıra Arap olmayan ülkeler de vardır. Buna Filistin sorunu
üzerinden İsrail ile ilişkilerimiz, İran’la ilişkilerimiz örnek olarak
gösterilebilir.
İncelenen
kaynaklarda II. Dünya Savaşı sonrası Türkiye Cumhuriyeti’nin Ortadoğu
ülkeleriyle olan politikasının 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra
değiştiğini görmekteyiz. Bu politikada daha sonra bahsedeceğimiz birkaç vaka
etkendir. Değişmeyen tek bir şey vardır. O da Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi
çıkarları doğrultusunda hareket etmesidir. II. Dünya Savaşı sonrası Sovyet
Rusya’yı büyük tehdit olarak gören Türkiye Cumhuriyeti, Sovyet Rusya’ya karşı
Batı bloğunda yer almış, bu doğrultuda faaliyetlerde bulunmuş, doğal olarak da
Sovyetlerle ilişki halinde olan devletlere çekince göstermiştir. Ne zaman ki
Batı bloğunda yalnız kalmış ve gözden çıkarılabileceğini fark etmiş işte o
zaman politikasını değiştirmiştir. Tepki çekmesine rağmen bu doğrultuda
politikalarına devam etmiştir. Burada bir devletin kendi ulusal çıkarları söz
konusudur.
Makale
iki başlıkta ele alınacaktır. İlk başlığa bu makalede yer verilecek ikinci
başlığa daha sonraki çalışmada değinilecektir. İlk başlık için öncelikle 1945-1960
yılları arasındaki birkaç önemli hadiseye değinildikten sonra asıl mevzuya
geçilecektir.
1.
Türkiye
Cumhuriyeti ve Ortadoğu Devletleri İle İlişkileri
1.1. 1945-1960 Arası İlişkiler
1948
Arap- İsrail Savaşı öncesinde Türkiye’nin Arap Devletleri ile ilişkisinin nispeten
iyi olduğunu söyleyebiliriz. Ancak 12 Aralık 1948’de BM Genel Kurulunun
Filistin Uzlaştırma Komisyonu kurulması kararına Arap ülkeleri karşı çıkarken,
Türkiye Batılı ülkelerle birlikte olumlu yönde oy kullandı.[4] Akabinde de İsrail’i
tanıyan ilk devlet oldu. Türkiye Batı bloğuna doğru kaydı ki bunda Sovyet
tehdidine karşı hazırlanmış olan Truman doktrini ve akabinde gelen Marshall
yardımlarının etkisi vardır. Bu dönemler Sovyetlerin Türkiye üzerindeki
emperyalist emelleri Türkiye’nin yönünü Batı’ya dönmesine sebebiyet vermiştir.
Buna zıt olarak Arap devletlerinin çoğu Batı’ya karşı bağımsızlık mücadelesi
veriyordu.[5]
11
Mayıs 1950’de CHP iktidarının son günlerinde Türkiye, NATO’ya üyelik
başvurusunda bulundu. Demokrat Parti’nin de bu politikaları devam ettirdiği 25
Temmuz 1950’de Kore’ye asker göndereceğini açıklamasıyla görülmektedir.
Neticede Türkiye 18 Şubat 1952’de NATO üyesi oldu. 1954 yılında Cezayir bağımsızlık hareketinde
Ortadoğu ülkelerinin ve Bağlantısız[6] ülkelerin aksine arada
bulunan ekonomik ve siyasi ilişkilerden dolayı Fransa’nın yanında yer aldı ve
meseleye karşı sessiz kaldı.[7] Basın açıklamaları yapılsa
da bunlar hükümet politikasına dönüşmedi. Bu 27 Mayıs 1960 askeri hükümetin
yönetimi bir darbeyle ele almasıyla olacaktır. Cemal Gürsel’in Cezayir yanlısı
politikası Türkiye’nin Ortadoğu ülkelerine ve Bağlantısız ülkelere bakışını
değiştirmiş olduğunu göstermektedir.[8] Bir
başka mesele olarak SEATO’nun bir benzeri olarak düşünülen ABD tarafından ortaya
atılan ancak sadece gözlemci statüsünde katıldığı –ki ABD’nin buradaki
çekincesi Sovyet Rusya’nın da Ortadoğu’da benzer pakt oluşturmaya çalışmasıdır-[9] Bağdat Paktı önemlidir. Bu
pakta İngiltere, Türkiye, Pakistan, İran ve Irak[10] üyedir. Bu durum Ortadoğu’nun
iki bloğa ayrıldığını göstermektedir. Diğer blok Mısır’ın başını çektiği Batı
karşısında yer alan bloktur. Bu blok Ortadoğu ülkeleriyle birlikte Bağlantısız
ülkeler olan Afrika ve Asya ülkelerini de kapsamaktadır.[11] Bağdat Paktı ile birlikte Türkiye biraz daha “Batı’nın
sözcüsü” durumuna geldi. 1956 Süveyş Bunalımı diye adlandırılabilecek Süveyş’in
Mısır tarafından millileştirilmesi olayı da önemli bir başka konudur. Yapılan
konferans ve görüşmelerden sonuç alınamayınca Mısır’a saldıran İngiltere,
Fransa ve İsrail’e karşı Türkiye’nin tavrı ilginçtir. İngiltere ve Fransa’nın
saldırılarını uluslararası hukukun ihlali olarak görse de Mısır’ı suçlu
bulması, İsrail’e diğerlerinin aksine sert tavır sergilemesi ile ilişkileri
maslahatgüzar düzeyine indirmesi Türkiye’nin tavrını göstermektedir.[12] Bunu yapsa da İsrail’le
ilişkilerini hiçbir şekilde tam olarak kesmiyor. Bir diğeri, Türkiye’nin 1957
yılında ABD diplomatlarını ülke dışı eden Suriye ile savaşın eşiğine
gelmesidir.[13]
Tüm bunlara ek olarak 25 Ekim 1959’da
Türkiye’nin 15 kadar Jüpiter füzesini kabul etmesi sayılabilir ki Sovyet Rusya açısından
bu durumun sorun oluşturduğunu söyleyebiliriz.[14]
Genel
olarak bakıldığında 1948’den sonra Türkiye’nin Ortadoğu’da ‘Batı’nın sözcüsü’ ya
da ‘ileri karakolu’[15] haline geldiği
görülebilir. Türkiye 1960’lı yıllardan sonra Batı’nın sözcüsü olma imajını
silmeye çalışarak kendisini Ortadoğu’nun bir parçası olarak görmeye
başlayacaktır.[16]
1950’li yıllardaki bu durumun sonraki dönemlerde Arap ülkeleri tarafından
sürekli vurgulandığını ve Türkiye için aşılması gereken bir durum olarak
karşımıza çıktığı görülecektir. Türkiye’nin Sovyet Rusya’yı kendi doğusu
üzerinden ve boğazlar üzerinde büyük tehdit olarak görmesi, ekonomik olarak
Batı’dan destek alması ve bu minvalde faaliyetlerde bulunması Türkiye’nin kendi
ulusal çıkarları o an neyi gerektiriyorsa onu yaptığını göstermektedir. Ulusal
çıkarların parti üstü bir olgu olduğunu da görmekte fayda var.
1.2. 1960-1970 Arası İlişkiler
Yukarıda
bahsedilen Cezayir Bağımsızlık hareketine karşı Askeri hükümetin tavrı ile
Ortadoğu’ya yaklaşma politikaları başlamıştı. Suriye’nin Arap emirliklerine
karşı bağımsızlık hareketi sonucunda kurulan Suriye hükümetinin Türkiye
Cumhuriyeti tarafından tanınması da buna eklenebilir. Türkiye’nin bu tavırları
başta Mısır olmak üzere Ortadoğu devletlerince şüpheyle karşılanacaktır.
Nitekim Kahire’de Arap’ın sesi radyosu Türkiye’yi Hatay meselesi üzerinden
eleştirmiş ve Suriye hükümetini tanımasına tepki göstermişti. [17]
Türkiye’nin
Ortadoğu’ya bugüne kadar devam eden yakınlaşmasının temelini atan iki önemli
olay vardır. Bu olayların temelini atanda şüphesiz 1950’li yıllarda Türkiye’nin
yapmış olduğu tercihlerdir. Bu iki olay Küba füze krizi ve Kıbrıs meselesidir.[18] 1962 yılında Sovyet Rusya
Küba’ya nükleer başlıklı füze yerleştirdi. Bu durum ABD tarafından hoş
karşılanmadı. Neticede iki tarafta füzelerini kaldırma kararı aldılar. ABD’nin
Türkiye’ye yerleştirmiş olduğu füzeleri Türkiye’ye danışmadan kaldırma kararı
alması Türkiye’de Sovyetlere karşı Türkiye’nin yalnız bırakılabileceği
endişesini doğurmuştu.[19] Buna ek olarak 1963
yılında patlak veren Kıbrıs meselesi –ki önceden beri halledilemeyen bir
meseledir.- sırasında Türkiye’nin Batı’dan beklediği desteği alamamasıdır.[20] Üzerine olası bir harekâtta
NATO’nun desteğini alamayacağını, bu meselenin Türk-Yunan ilişkilerine zarar
verdiği yönündeki ABD Başkanı Johnson’un İnönü’ye göndermiş olduğu mektup
Türkiye’nin yalnızlaşmasını sağlamıştır.[21] 16 Aralık 1965 yılında BM
Genel Kurulu’nun toplantısında bundan önce Kıbrıs tezlerini içinde Arap
ülkelerinin de olduğu birtakım ülkeye sunmasına rağmen hiçbir Arap ülkesi
Türkiye Cumhuriyeti’nin lehine oy kullanmadı.[22] Sayıları 14’ü bulan[23] bu Arap ülkeleri Makarios’un
başkanlığında Yunan hükümetini desteklediler. Bu yalnızlaşma durumu Türk dış
politikasının net bir şekilde değişeceğinin göstergesidir. Bunun ilk kanıtı
1967 Arap-İsrail Savaşlarıdır.
Savaşa
giden süreçte Türkiye Mayıs 1967’de Ortadoğu ülkelerinde bulunan
büyükelçilerini bu savaşı görüşmek üzere toplantıya çağırmıştır. 22-24 Mayıs’ta
yapılan toplantının sonunda 28 Mayısta Bakanlar kurulunun açıklaması şu
şekildedir:
“… Türkiye hükümeti her zaman
olduğu gibi bu kerre de buhrana sebebiyet veren durumun mütalaasında Birleşmiş
Milletler yasası ile hak ve adalet prensiplerine dayanmak gerektiği
inancındadır. Bu arada hükümetimiz, komşuları ile iyi dostluk münasebetleri
çerçevesi içerisinde Türkiye ile Arap memleketleri arasında mevcut yakın
ilişkileri de göz önünde bulundurmaktadır.”[24]
31 Mayıs’ta bu açıklamanın karşılık
bulduğunu el-Ahram gazetesinin Türkiye’nin kendi yanlarında yer aldığına dair
haber yapmış, Türkiye’nin Suriye sınırında herhangi bir askeri yığınak
yapmayacağına dair söz vermiş olmasını ve NATO üslerinin kendilerine karşı
kullanılmasına izin vermeyeceğini Mısır’a söylemesini konu edinmesi önemlidir.[25] Bu tarz haberler “Batı
sözcüsü” imajının değişmesine yardımcı olmuştur. 12 Haziran’da Türkiye savaş
sürecinde can ve mal kaybına uğrayan Arap ülkelerine her türlü yardımı yapmak
için Kızılay’ı görevlendirmiştir.[26] Bu tutumunu BM’de de
devam ettiren Türkiye, İsrail’in savaş sırasında işgal ettiği topraklardan
çekilmesi tezini savunmuş ve Arap ülkeleriyle birlikte onların tasarılarına oy
vermiştir.[27]
Suriye Dışişleri Bakanı Türkiye’nin bu desteğinin Suriye halkında takdir ve
şükran duyguları yarattığını söylemiştir. Bunun yanında Mısır hükümet sözcüsü
Türkiye’nin bu davranışını iftihar edilecek bir davranış olarak nitelemiştir.
Bu şekilde Mısır’a karşı açılan savaşta Türkiye’nin bir ölçüde Batı tarafında
yer almasıyla oluşan gerginlikte az da olsa giderilmiş oluyordu. Bu savaştan
sonra Türkiye’nin hep sınır hususlarında İsrail’in karşısında yer aldığını
görüyoruz.[28]
Burada zikredilmesi gereken bir hususta şudur: 21 Ağustos 1969 yılında İsrail
tarafından Mescid-i Aksa’nın yakılmasına Türkiye’de tepki göstermiş ve 22-25
Eylül 1969 yılında Rabat’ta toplanan İslam Zirve Konferansı’na aldığı davet
üzere Türkiye, Dışişleri Bakanlığı statüsünde katılmıştır.[29] Özellikle bu durum laiklik
hususunda tartışmaya sebep olacaktır. Bu durumun Türkiye iç siyasal durumunu
nasıl etkilediği konusu daha öncede ifade edildiği gibi bu çalışmanın
kapsamının dışında kalmaktadır. Sadece değinilmekle kifayet edinilecektir.
Netice itibariyle Türkiye’nin Araplara karşı olan tutumunun 1960’lı yıllar için
olumlu olduğunu bunun daha sonraki süreçte meyvelerinin toplandığı
bilinmektedir. Bu ilişkilerin bu minvalde devam edeceğini söylenilebilir.
İsrail ile 1958 yılında çevre paktı
imzalanmıştı. 5 Haziran 1967’deki Üçüncü Arap-İsrail savaşında İsrail’in toprak
kazanımlarına Türkiye tepki göstermişti. Orta doğu sorununun çözümü için
gündeme gelen 242 sayılı karar İsrail’in işgal ettiği topraklardan çekilmesini
ve diğer tarafların siyasi bağımsızlığına saygı göstermesini hükme bağlamıştı
ki Türkiye de bu kararı desteklemişti.[30] Yine daha önce
bahsettiğimiz 1969 yılında meydana gelen Mescid-i Aksa’nın yakılması olayında
Türkiye İslam Zirvesi’ne katılmıştı. Zirvede İsrail’in işgal ettiği yerlerden
çekilmesini desteklerken İsrail ile olan ilişkilerin kesilmesine yönelik kararı
reddetti.[31]
Çağlayangil toplantının sonuç bildirisinde “BM’de
kabul veya tasvip ettiği kararlara uygunluğu oranında” desteklediği
şeklinde bir paragrafta ekletmiştir.[32] Tabi bu durum Müslüman
ülkelerde şüpheye sebep olsa da Türkiye’nin hiçbir ülkeyle ilişkilerini tamamen
kesme gibi bir dış politikasının olmamasının göstergesidir. Nitekim Türkiye her
şekilde Müslüman ülkelere destek verirken ne Batı ile ne de İsrail ile
ilişkilerini kesmemiştir.
Türkiye-İran ilişkileri Ortadoğu
dengelerinin en temel belirleyici faktörlerinden birisidir.[33] Pehlevi hanedanının son
döneminde ilişkiler olumluyken bile çözülemeyen İran’ın Irak’daki muhalif Kürt
grupları desteklemesi, Nixon Doktriniyle ABD’nin desteğini alan İran’ın bölge
jandarmalığını üstlenmesi, CENTO’nun Sovyet Rusya tehdidine karşı yetersiz
kaldığı inancı, Demokrasi-Monarşi uyuşmazlığı ve Ekonomik işbirliği çabalarının
sonuçsuz kalması gibi sorunların olması ilişkileri belirli düzeyin üzerine
çıkarmamıştı.[34]
Türkiye, Şah’ın Irak Kürtlerini otonom bir yapı kurmaları için desteklemesini
tehlikeli bulduğunu Tahran’a söylese de bir değişim olmadı. İran, Iraklı Kürtleri
desteklediği gibi Türkiyeli Kürtleri de destekleme hakkını da kendinde
bulmuştu. Hatta Türkiye’yi ziyaretinde kullandığı uçağın “Kürdistan” isimli
olması Türkiye’yi rahatız etti. Bu dönemde Türkiye’den İran’a 1966-67’de iki
ziyaret oldu. Sonra Şah Türkiye’ye geldi. 1975 Cezayir antlaşması ile Irak-İran
ilişkileriyle birlikte Türkiye-İran ilişkilerinin de düzelmesinde önemli rol
oynadı. Türkiye’de bulunan İranlı öğrencilerin Şah aleyhine propaganda
yapmaları ilişkileri olumsuz yönde etkiledi. Şah bu öğrencilerin teslim
edilmesini istiyordu.[35] Netice olarak İran ile
ilişkilerde gerginliğin olduğunu söyleyebiliriz. Bu 1970’li yıllar içinde
geçerli olacaktır.
SONUÇ
Ortadoğu kavramı genel itibariyle
muğlak ve sınırları belirsiz bir kavram olmanın yanında etnik ve kültürel
çeşitlilik ve petrol yataklarının bulunması hasebiyle çatışma bölgesi olma
özelliğini de taşımaktadır. Günümüzde dahi sıcak çatışmaların yaşandığı en
önemli bölge olma özelliğini korumaktadır. Ortadoğu kapsamına Arap ülkeleri,
İsrail ve İran dâhil edilerek bu makale de incelenmiştir. 1950’li yılların Türk
dış politikasının 1960’larda Türkiye’yi yalnızlaştırdığını gördük. Küba füze
krizi ve Kıbrıs meselesi iki önemli atlama taşı görevindedir. Bundan sonra
Türkiye, sınırlarıyla daha ilgili hale gelmiş, ulusal çıkarları neyi
gerektiriyorsa onu yapmıştır. Bundan taviz vermemiştir. Arap ülkeleriyle olan
ilişkilerinde 1967 Arap-İsrail savaşı önemlidir. Nitekim Türkiye bu süreçte ve
sonrasında Arapların yanında yer almış ancak İsrail’le ilişkileri kötüleşse de
ilişkilerini tam anlamda kesmemiştir. Bu da Türkiye’nin dış politikasını bize
yansıtmaktadır.
KAYNAKÇA
AKDEVELİOĞLU, Atay ve
Ömer Kürkçüoğlu, “ İran’la İlişkiler”, Türk
Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Ed.
Baskın Oran, Cilt 1, İletişim Yayınları, 22. Baskı, İstanbul, 2018, s. 801-807.
ARMAOĞLU, Fahir, 20. Yüzyıl Siyasî Tarihi (1914-1995),
Kronik Yayınları, 24. Baskı, İstanbul, 2018.
Cumhuriyet, 12 Haziran 1967.
ÇETİNSAYA, Gökhan,
“Ortadoğu”, DİA, Cilt 33, İstanbul,
2007, s. 403-407.
DAVUTOĞLU, Ahmet, Stratejik Derinlik, Türkiye’nin Uluslararası
Konumu, Küre Yayınları, 112. Baskı, İstanbul, 2016.
Dışişleri
Bakanlığı Belleten,
Sayı, 33, Haziran 1967.
Dışişleri
Bakanlığı Belleten,
Sayı 32, Mayıs 1967.
ERHAN, Çağrı ve Ömer
Kürkçüoğlu, “Arap Olmayan Ülkelerle İlişkiler”, Türk Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler,
Yorumlar, Ed. Baskın Oran, Cilt 1, İletişim Yayınları, 22. Baskı, İstanbul,
2018, s. 796-801.
ERHAN, Çağrı, “ABD ve
NATO’yla ilişkiler”, Türk Dış Politikası
Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Ed. Baskın Oran,
Cilt 1, İletişim Yayınları, 22. Baskı, İstanbul, 2018, s. 522-575.
FIRAT, Melek ve Ömer
Kürkçüoğlu, “Arap Devletleriyle İlişkiler”, Türk
Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Ed.
Baskın Oran, Cilt 1, İletişim Yayınları, 22. Baskı, İstanbul, 2018, 784-796.
GÖNLÜBOL, Mehmet ve
Ömer Kürkçüoğlu, “1965-1973 Dönemi”, Ed: Mehmet Gönlübol, Olaylarla Türk Dış Politikası (1919-1973), Genişletilmiş Üçüncü
Baskı, Ankara, 1974.
KÜRKÇÜOĞLU, Ömer,
“Türkiye’nin Arap Orta Doğu’suna Karşı Politikası (1945-1970), Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt
27, Sayı 2, 1972, s. 249-251.
--------------------
“Türk Irak İlişkilerinde Son Gelişmeler”, Atatürk
Üniversitesi, SBF Dergisi, Cilt 27, Sayı 4, 1972, s. 247-253.
ÖZGÜR, Berkan, “Türk
Siyasal Hayatında Ortadoğu: Dış Politika, Kimlik ve Temsil” Akademik Hassasiyetler, Cilt 7, Sayı 13,
2020, s. 47-77.
SIRIM, Veli,
“Türkiye-Orta Doğu Ülkeleri Arasındaki İlişkilerde Filistin Meselesinin Yeri
(The Role of Palestinian Issue in Relations Between Turkey and Middle East)”, Anemon Muş Alparlan Üniversitesi Sosyal
Bilimleri Dergisi, Cilt 7, Sayı 1, 2019, s. 355-374.
SÖNMEZ, Şinasi,
“Cezayir Bağımsızlık Hareketinin Türk Basınına Yansımaları (1954-1962)”, ZKÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 6,
Sayı 12, 2010, s. 289-318.
ŞAHİN, Mehmet ve Buğra
Sarı, “ 1960-1980 Dönemi Türkiye’nin Üçüncü Dünya ve İslam Ülkeleriyle
İlişkileri”, Akademik Ortadoğu, Cilt
11, Sayı 2, 2017, s. 21-47.
TATLIDİL, Derya, Askeri Hükümetler Dönemi Türk Dış Politikası
(1960-1983), Karadeniz Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış
Yüksek Lisans Tezi, Trabzon, 2013.
[1] Gökhan Çetinsaya, “Ortadoğu”, DİA, Cilt 33, İstanbul, 2007, s. 403.
[2] Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik, Türkiye’nin Uluslararası
Konumu, Küre Yayınları, 112. Baskı, İstanbul, 2016, s. 324.
[3] Berkan Özgür, “Türk Siyasal
Hayatında Ortadoğu: Dış Politika, Kimlik ve Temsil” Akademik Hassasiyetler, Cilt 7, Sayı 13, 2020, s. 57.
[4] Melek Fırat- Ömer Kürkçüoğlu, “Arap
Devletleriyle İlişkiler”, Türk Dış
Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Ed.
Baskın Oran, Cilt 1, İletişim Yayınları, 22. Baskı, İstanbul, 2018, s. 617.
[5] Derya Tatlıdil, Askeri Hükümetler Dönemi Türk Dış Politikası
(1960-1983), Karadeniz Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Trabzon, 2013, s. 55-56.
[6] Bağlantısız ülkeler bu makalenin
kapsamının dışında olduğu için ayrıntıya ve Türkiye’nin bu ülkelerle olan
ilişkilerine değinilmeyecektir.
[7] Şinasi Sönmez, “Cezayir
Bağımsızlık Hareketinin Türk Basınına Yansımaları (1954-1962)”, ZKÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 6,
Sayı 12, 2010, s. 289, 293.
[8] Tatlıdil, a.g.t., s. 53.
[9] Çağrı Erhan, “ABD ve NATO’yla
ilişkiler”, Türk Dış Politikası Kurtuluş
Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Ed. Baskın Oran, Cilt 1,
İletişim Yayınları, 22. Baskı, İstanbul, 2018, s. 564.
[10] Irak ile olan ilişkilerin önemli
bir sorunla karşılaşmadan –Irakta’ki rejim değişikliklerine rağmen- devam
ettiğini söylemek mümkündür. Bkz. Ömer E. Kürkçüoğlu, “Türk Irak İlişkilerinde
Son Gelişmeler”, Atatürk Üniversitesi,
SBF Dergisi, Cilt 27, Sayı 4, 1972, s. 249.
[11] Tatlıdil, a.g.t., s. 49.
[12] Fırat- Kürkçüoğlu, a.g.m., s. 629.
[13] Mehmet Şahin- Buğra Sarı, “
1960-1980 Dönemi Türkiye’nin Üçüncü Dünya ve İslam Ülkeleriyle İlişkileri”, Akademik Ortadoğu, Cilt 11, Sayı 2,
2017, s. 24.
[14] Erhan, a.g.m., s. 573.
[15] Şahin-Sarı, a.g.m., s. 24.
[16] Özgür, a.g.m., s. 56.
[17] Tatlıdil, a.g.t., s. 68.
[18] Şahin-Sarı, a.g.m., s. 25.
[19] Aynı yer.
[20] Ömer Kürkçüoğlu, “Türkiye’nin Arap
Orta Doğu’suna Karşı Politikası (1945-1970), Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt 27, Sayı 2, 1972, s. 249.
[21] Şahin-Sarı, a.g.m., s. 25.
[22] Fırat-Kürkçüoğlu, a.g.m., s. 788.
[23] Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasî Tarihi (1914-1995),
Kronik Yayınları, 24. Baskı, İstanbul, 2018, s. 636.
[24] Dışişleri Bakanlığı Belleten, Sayı 32, Mayıs 1967, s. 38, 39;
Şahin-Sarı, a.g.m, s. 31.
[25] A.g.e., s. 41.
[26] Dışişleri Bakanlığı Belleten, Sayı, 33, Haziran 1967, s. 21;
Cumhuriyet Gazetesi’nde de Türkiye’nin Suriye’ye yaptığı yardım teklifini
görmek mümkündür. Bkz. Cumhuriyet, 12
Haziran 1967.
[27] Armaoğlu, a.g.e., s. 637.
[28] Mehmet Gönlübol- Ömer Kürkçüoğlu,
“1965-1973 Dönemi”, Ed: Mehmet Gönlübol, Olaylarla
Türk Dış Politikası (1919-1973), Genişletilmiş Üçüncü Baskı, Ankara, 1974,
s. 584.
[29] Fırat-Kürkçüoğlu, a.g.m., s.
791-792.
[30] Veli Sırım, “Türkiye-Orta Doğu
Ülkeleri Arasındaki İlişkilerde Filistin Meselesinin Yeri (The Role of
Palestinian Issue in Relations Between Turkey and Middle East)”, Anemon Muş Alparlan Üniversitesi Sosyal
Bilimleri Dergisi, Cilt 7, Sayı 1, 2019, s. 360.
[31] A.g.m., s. 361.
[32] Çağrı Erhan-Ömer Kürkçüoğlu, “Arap
Olmayan Ülkelerle İlişkiler”, Türk Dış
Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Ed.
Baskın Oran, Cilt 1, İletişim Yayınları, 22. Baskı, İstanbul, 2018, s. 799.
[33] Davutoğlu, a.g.e., s. 436.
[34] Atay Akdevelioğlu- Ömer
Kürkçüoğlu, “ İran’la İlişkiler”, Türk
Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Ed.
Baskın Oran, Cilt 1, İletişim Yayınları, 22. Baskı, İstanbul, 2018, s. 801-804.
[35] Aynı yer.
Yorumlar
Yorum Gönder