TÜRKİYE VE İSLAM KONFERANSI TEŞKİLATI


ÖZET

            Türkiye Cumhuriyeti 1969 yılında Mescid-i Aksa’nın yakılması olayından sonra aldığı davet üzerine İslam Konferansı Örgütü (Teşkilatı)’ne katılmıştır. Ancak bu konferansta laiklik tartışmaları dolayısıyla kendisini Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil temsil etmiştir. 1980’li yıllardan sonra Türkiye İKÖ’de daha etkin hale gelmiş, 4. İslam Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı statüsüyle Türkiye’yi temsil etmiştir. Mevcut literatüre bir yenisini ekleme çabası içinde olan bu makale, 2012 yılında resmi gazetede 2008 Şartının onaylanması ile yeni çalışmaların yapılmasını teşvik etme gayesi gütmektedir.

            Anahtar Kavramlar: İKÖ, Türkiye Cumhuriyeti, Laiklik, Mescid-i Aksa, İslam Zirvesi.

 

SUMMARY

            The Republic of Turkey joined the Organization of the Islamic Conference upon the invitation it received after the burning of the Masjid al-Aqsa in 1969. However, in this conference, he was represented by Foreign Minister İhsan Sabri Çağlayangil due to the discussions on secularism. After the 1980s, Turkey became more active in the OIC, and represented Turkey at the 4th Islamic Summit with the status of President. This article, in an effort to add a new one to the existing literature, aims to encourage new studies with the approval of the 2008 Charter in the official newspaper in 2012.

Key Words: OIC, Republic of Turkey, Secularism, Masjid-i Aqsa, Islamic Summit.

 

GİRİŞ

            Türkiye Cumhuriyeti’nin Ortadoğu ile ilişkilerinin özellikle Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Araplar tarafından girişilen Türkiye karşıtı hareketler ve sonrasında hilafetin kaldırılması ile Türkiye’nin laik bir düzene geçmesi neticesinde iyi olmadığı söylenilebilir. Akabinde Bağdat Paktı ile yumuşayan ilişkilerin olması, en nihayetinde 1967 yılındaki altı günlük Arap-İsrail savaşlarında Türkiye’nin Arapların yanında yer alması, bu altı günlük savaştan sonra teşkil edilen İslam Konferansı Örgütü’ne katılmasını doğuracaktır. Bu sayede ilişkiler sıcak bir şekilde ilerlemiştir. Bugün dâhil Türkiye, Arap-İsrail ilişkilerinde Arapların yanında yer almıştır.

İsrail’in Filistin üzerindeki baskıları dolayısıyla sıkça gündemde olan İsrail-Filistin ilişkileri günümüze kadar devam etmektedir. Şu sıralarda gündemin ilk maddesini oluşturmaktadır. Bununla birlikte Arap-İsrail Savaşları, İslam Konferansı Örgütü –ki 2011 Haziranında Astana’da düzenlenen 38. Dışişleri Bakanları Konseyinden itibaren İslam İşbirliği Teşkilatı olarak yeniden adlandırılacaktır[1].- sıkça araştırılmaya başlanmıştır.

            Bu makalede genel olarak İslam Konferansı Örgütü’nün teşkil edilmesini doğuran sebepler, teşkil edilmesi, birimleri, Türkiye’nin bu kuruluşa katılması ve sonraki süreç incelenecektir.

1.      İslam Zirvesi ve Türkiye’nin Katılımı

İslam Ülkeleri arasında çeşitli zamanlarda birlik teşkil edilmişti. İslam dünyası Müslümanların birliğini temin amacıyla bazı teşebbüslerde bulunmuştu. 1926 yılında Dünya İslam Kongresi bu amaçla toplanmıştır. Bunun dışında 1931 tarihinde de bu minvalde toplanılmıştı. 1949 ve 1951 yılındaki Mü’temerü’l-Alemi’l-İslâmi adıyla bilinen bu toplantılarda Müslümanların iş birliği adına yapılmış önemli toplantılardandır. İslam ekonomisi üzerine bu tarihlerde Karaçi ve Tahran’da olan toplantılar da Müslümanların birlikte hareket etmeleri adına önemli gelişmelerdir.[2] Davut Dursun bu konferanslar sırasında bağımsızlığını kazanan ülkelerin yöneticilerinin Batı ülkeleri etkisinde oldukları için İslam birliği düşüncesine sıcak bakmadıklarını belirtmiştir. Bütün Müslümanları tek çatı altında toplamak için bir konferans fikri Nijerya Başbakanı Ahmed Bello’dan 1965 yılında geldi. Bu fikri benimseyen Suudi Arabistan Kralı Faysal da Müslüman liderlerle çeşitli görüşmeler yaptı. Buna Fas Kralı II. Hasan da destek verdi. İslam Konferansı Örgütü’de bu iki ülke tarafından organize edilecekti.[3]

Birinci Dünya Savaşı’nda gizli antlaşmalarla gündeme gelen Filistin sorunu İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ağırlık kazanmıştır. Filistin’e yerleştirilen Yahudilerle Filistinliler arasında Birinci Dünya Savaşı’ndan itibaren mücadeleler vardı. Bu sorun çözüme ulaştırılamadığından sorunun BM’ye taşınması ve Filistin’in taksimi meseleleri gündeme geldi. Türkiye bölgede istikrarsızlığın doğması endişesiyle bu taksimi reddetti. 29 Kasım 1948 taksim kararının alınmasından kısa bir süre sonra İsrail kurulmuş oldu. Kudüs kenti ise uluslararası denetim altındaydı. İsrail’in bağımsızlık kararı ardından Mısır, Suriye, Ürdün ve Irak İsrail’e saldırmış fakat herhangi bir başarı elde edilememişti.[4] 3 Haziran 1967 tarihinde Arap-İsrail savaşı gerçekleşti. 6 gün süren Arap devletleri açısından bu savaşta başarısızlıkla sonuçlandı. 21 Ağustos 1969 yılında İsrail’in işgali altında bulunan Filistin’in Arap kesimindeki Kudüs camisinin yakılması Müslüman coğrafyada büyük yankı uyandırmış ve bütün dünyada duyulmuştu.[5] 22 Ağustosta Süleyman Demirel verdiği demeçte Türkiye’nin diğer Müslüman devletlerle birlikte yer alacağını söylemiştir.[6] Bu olaydan sonra 25 ülkenin isteği üzerine toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bu konudaki kararıyla İsrail’in Kudüs’ün mevcut statüsünü değiştirme yönündeki gayretlerinden dolayı İsrail’i takbih etmiştir.[7]

Mescid-i Aksa’nın yakılmasına tepki olarak Ürdün Kralı Hüseyin, Arap devlet başkanlarına mesaj göndererek bir zirvenin toplanmasını önermiştir. Bu işi daha önce zikredildiği üzere Arabistan ve Fas üstlenmiştir.[8] Fas Kralı Rabat’ta, El-Aksa mescidinin uğradığı felaketi görüşmek üzere İslam Zirve toplantısı yapılacağına dair mesajı Müslüman devletlere göndermiştir. Süleyman Demirel Rabat’ta yapılacak olan Zirveye Türkiye’nin de davet edildiğini, toplantının gündeminin Mescid-i Aksa’nın yakılması ve Kudüs meselesi olduğunu izah ederek Türkiye’nin buna sessiz kalamayacağını bundan dolayı Zirveye katılacağını belirtmiştir. Bunun yanında ülkede yapılan laiklik hakkındaki tartışmalardan da bahsetmiş, laikliğin doğru anlaşılamadığını söylemiştir.[9] Cumhuriyet gazetesinin 11 Eylül 1969’da çıkan sayısında elçilerin Türkiye’nin İslam Zirve toplantısına katılmasına karşı olduğunu söyleyen bir haber yer almaktadır.[10] Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Türkiye’nin 12 Ekim tarihinde yapılacak genel seçimlerden dolayı Süleyman Demirel’in ve kendisinin Türkiye’yi terk etmesinin olumlu sonuçlar doğurmayacağını belirterek Zirvede Türkiye’yi Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in temsil edeceğini davet mesajına cevap olarak göndermiştir.[11] Türkiye katılmaya karar vermiştir ama tartışmaların son bulduğu söylenilemez. Hatta Cumhuriyet Gazetesi’nde yine bu dönemlerde çıkan bir haber meselenin eskiyle bir hesaplaşma olduğunu da göstermektedir. Mesela 21 Eylül 1969 gününde “Arap ülkelerinden hiçbiri Kıbrıs sorununda Türkiye lehinde oy kullanmadı.” şeklinde bir haber başlığı yer almaktadır.[12]

Süleyman Demirel’in ifade ettiği laiklik tartışmalarına dönülecek olunursa basında birçok tartışma olduğu görülür. Mesela Nadi Nadir, Cumhuriyet Gazetesi’nde AP’nin laiklikle alakalı politikalarını eleştirmiştir.[13] Türkiye’nin Zirveye katılacağının bildirilmesi ve Türkiye’nin Zirvede kendisini Dışişleri Bakanının temsil edecek olması da incelenen kaynaklarda laiklikle ilişkilendirilmiştir. Bu tartışmaların hükümetin ara formül bulmasına sebep olduğu söylenilebilir.[14] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen 2. maddesinde laiklik vurgusu bu noktada önemlidir. Türkiye Cumhuriyeti iç ve dış işlerini de bu anayasa dâhilinde gerçekleştirmelidir. Bunun yanında 1960’lardan sonra değişen bir Ortadoğu politikasının olması Türkiye Cumhuriyeti’ni arada bırakmıştır. Bundan maksat Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasaya aykırı davranacağı sonucu çıkacağının anlaşılması değildir. Nitekim Türkiye her ne kadar İslam Konferansı Örgütü’nün 1972 tarihli kurucu antlaşmasındaki her toplantıya katılma şartını yerine getirmiş olsa da ya da Alpkaya’nın dediği gibi çoğunluğu Müslüman olması dolayısıyla üyelik için gerekli özelliklere sahip görünse de, Türkiye Kurucu Antlaşmayı imzalamamıştır.[15] Her toplantıya katılmış olması, bu toplantılara çekince[16] belirterek taraf olması Türkiye’yi asli üye yapmaz. Sadece Türkiye’nin Ortadoğu Politikasını gösterir. Nitekim bu konu hakkında en kapsamlı çalışmayı yapan Münevver Aktaş’ın bir sorusu üyelik mevzusunu açıklığa kavuşturmaya yeter: “Türkiye İKÖ’ne üye ise, her toplantıda ayrıca çekince mektubu sunulmasına neden ihtiyaç duyulmaktadır?[17] Aktaş, Türkiye’nin, İKÖ’nün Kurucu Antlaşmasını ve 2008 yılında onun yerine geçen İKÖ Şartına bağlayıcılık kazandırmak üzere gerekli işlemleri yerine getirmemiş[18], hukuken örgüte üye olmadığını söylemektedir.  Ancak daha sonra görüleceği gibi İKÖ’nün genel sekreterinin Türkiye’den seçilmesi, İKÖ’nün organlarından birkaçının İstanbul ve Ankara’da kurulması ve bazı toplantıların Türkiye’de gerçekleştirilmesi Türkiye’yi üyeymiş gibi gösterebilir. Buna bazılarınca fiili üyelik dense de Aktaş İKÖ’nün Kurucu Antlaşmasında böyle bir statünün yer almamasından dolayı fiili üyelik diye bir statüyle Türkiye’nin tanımlanamayacağını söylemektedir.[19] Ancak Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının kendi sayfasında Türkiye’nin 1969 yani İKÖ’nün kuruluşundan itibaren örgüte üye olduğu yazmaktadır.[20]

2.      İslam Konferansı Örgütü ve Türkiye

Buraya kadar olan kısımda İslam Konferansı Örgütü’nün kurulması ve Türkiye’nin buna yaklaşımı, katılımı ve bu doğrultuda çıkan tartışmalar ele alınmıştır. Makalenin bu bölümünde İslam Konferansı Örgütü’nün organları vb. teknik unsurlar işlenecektir.

İslam Konferansı Örgütü’nün kuruluş amaçları şunlardır: Üye olan devletlerarasında her açıdan dayanışmayı geliştirmek, iş birliğini sağlamak, ırk ayrımını, eşitsizliği ve sömürgeciliğin her türünü ortadan kaldırmak, milletlerarası barışı sağlamak, Filistin halkının mücadelesini desteklemek ve onlara yardım etmek vb. dir. İslam Konferansı Örgütü’nün dört temel organı vardır: Devlet ve hükümet başkanları konferansı ya da İslam Zirvesi, Dışişleri Bakanları Konferansı, Genel Sekreterlik ve İslam Adalet Divanıdır. Bunların dışında Kuruluş Antlaşmasındaki amaçları gerçekleştirmek için üç ayrı yapıda ve çok sayıda alt ve yan kuruluş vardır. Türkiye 1976 yılına kadar İslam Zirvesine Dışişleri Bakanları statüsüyle, diğerlerine ise büyükelçileri aracılığıyla katılmıştır. Bundan sonra ilişkiler giderek artacak ve Türkiye teşkilat içerisinde önemli rol oynamaya başlayacaktır. Türk heyetinin girişimiyle kültürel ve bilimsel işbirliği için iki merkezin kurulmasına karar verildi. 1981’de çalışmalara başlanıldı. İstanbul’da alt kuruluşlardan olan İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi ile Milletlerarası İslam Kültür Mirasını Koruma Komisyonu, Ankara’da İslâm Ülkeleri İstatistik, Ekonomik ve Sosyal Araştırma ve Eğitim Merkezi hizmete girdi.[21] Mekke Zirvesi’nde kurulan Ekonomik ve Ticarî İşbirliği Daimi Komitesi’in başkanlığına Türkiye Cumhurbaşkanı getirildi.[22] 2009’da üye sayısı 57’ye ulaşmıştır. Türkiye Cumhuriyeti buna dâhildir. 5 tane de gözlemci üyeye sahiptir.[23]

1975 yılında Cidde’de yapılan Dışişleri Bakanları Konferansına ilk kez Dışişleri Bakanlığı Sekreterliği yerine Dışişleri Bakanı Çağlayangil katıldı. Bu toplantıya Kıbrıs Türk Federe Devlet Başkanı Rauf Denktaş ve Kıbrıs Müftüsü de konuk olarak katıldı. Toplantıda Türkiye 7. Dışişleri Bakanları Konferansının İstanbul’da yapılmasını istedi.

25-28 Ocak 1981’de Mekke ve Taif’te yapılan 3. İslam Zirve Konferansına Türkiye ilk defa eşit düzeyde Başbakan Bülend Ulusu başkanlığındaki bir heyetle katılmıştır. Bu zirvede de yayınlanan bildiride “İslam Ümmeti” deyiminin kullanılması vb. cümleler Türkiye’nin laiklik ilkesiyle bağdaşmıyordu. Ancak Ulusu yaptığı konuşmada Türkiye’nin laik bir devlet olduğunun ve dış politikasını bu ilkenin gereklerine uygun olarak yürüteceğinin altının çizilmiş olmasının çelişkiyi oradan kaldırdığı görüşündeydi. [24] 2. İslam Zirvesinde İsrail’le ilişkilerin kesilmesi ile ilgili Türkiye’nin çekince koyması durumu[25] bu zirvede de devam etmişti. Bunun dışında bu tarihte Türkiye Batı’nın ambargosuyla uğraşırken İslam Konferansı Örgütü ile ilişkilerini etkin bir şekilde kullanarak ekonomik ilişkilerde gelişme kaydetmeye başladı.[26] Türkiye 4. İslam Zirvesine Türkiye Cumhurbaşkanı düzeyinde katılarak örgüte verdiği değeri gösterdi.[27] 2004 yılında İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreterliği görevine Ekmeleddin İhsanoğlu’nun getirilmesi ile Türkiye’nin teşkilattaki ağırlığının diğer dönemlere nispeten daha da artmıştır. Son olarak 2008 yılında Türkiye AB ile daralan ekonomisini İslam ülkeleriyle kurduğu ilişkilerle rahatlatmaya çalıştığı söylenilebilir.[28] 2012 yılında da Türkiye imzaladığı 2008 Şartını onaylayarak ilişkileri başka bir boyuta taşımıştır.

SONUÇ

Bu makalede İslam Konferansı Örgütü ve Türkiye arasındaki ilişki günümüze yakın bir zamana kadar incelenmiştir. Bu süreçte gerek Türk kamuoyundaki tartışmaların dış politikayı nasıl yönlendirdiği gerekse Türkiye’nin ulusal çıkarlarını korumak amacıyla çekince bildirerek dahi olsa anayasasına mugayir hareketlerde bulunabileceği görülmüştür. Bunun sonuçlarını nispeten görmüştür. Laiklik vurgusunun zaman içerisinde azaldığı da görülmektedir. Bu husus açıkçası netliğe kavuşturulmuş değildir. Türkiye’nin bu tavrının, Türkiye-Ortadoğu ilişkileriyle ilişkisi olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu makale biraz da bunun farkına varılması gerektiğini göstermiştir. Güncellenmiş bilgiler neticesinde yapılan çalışmalarla bu husus açıklığa kavuşturulabilir.

 

KAYNAKÇA

AKTAŞ, Münevver, “Türkiye İslam Konferansı Örgütüne Üye Midir?” Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 2, Sayı 1, 2009, s. 1-87.

ALPKAYA, Gökçen, “Türkiye Cumhuriyeti,  İslam Konferansı Örgütü ve Laiklik”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt 46, Sayı 1, 1991, s. 55-68.

AYDIN, Mehmet Korkud, “Rabat Konferansı ve Bu Kapsamda Türk Kamuoyunda Yaşanan Laiklik Tartışmaları”, Ubak Uluslararası Bilim Akademisi, 2019, s. 191-201.

Cumhuriyet Gazetesi, 21 Eylül 1969.

Cumhuriyet Gazetesi, 11 Eylül 1969.

Dışişleri Bakanlığı Belleteni, Sayı 60, Eylül 1969.

Dışişleri Bakanlığı Belleteni, Sayı 59, Ağustos 1969.

DURSUN, Davut, “İslâm Konferansı Teşkilâtı”, DİA, Cilt 23, İstanbul, 2001, s. 49-53.

DOĞAN, Soner, Türkiye’nin Dönem Başkanlığı ve İslam İşbirliği Teşkilatı, İstanbul, 2016.

ERHAN, Çağrı ve Ömer Kürkçüoğlu, “Filistin Sorunu”, Türk Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Ed. Baskın Oran, Cilt 1, İletişim Yayınları, 22. Baskı, İstanbul, 2018, s. 796-801.

FIRAT, Melek ve Ömer Kürkçüoğlu, “Arap Devletleriyle İlişkiler”, Türk Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Ed. Baskın Oran, Cilt 1, İletişim Yayınları, 22. Baskı, İstanbul, 2018, s. 784-796.

-------------------“Arap Devletleriyle İlişkiler”, Türk Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Ed. Baskın Oran, Cilt II (1980-2001), İletişim Yayınları, 8. Baskı, İstanbul, 2005, s. 124-149.

İkö’nün Onaylanmasına İlişkin Yasa Resmi Gazete’de Yayımlandı - Son Dakika, (19.05.2021;13.40).

ÖZGÜR, Berkan, “Türk Siyasal Hayatında Ortadoğu: Dış Politika, Kimlik ve Temsil”, Akademik Hassasiyetler, Cilt 7, Sayı 13, 2020, s. 47-77.

 

SIRIM, Veli, “Türkiye-Orta Doğu Ülkeleri Arasındaki İlişkilerde Filistin Meselesinin Yeri (The Role of Palestinian Issue in Relations Between Turkey and Middle East)”, Anemon Muş Alparlan Üniversitesi Sosyal Bilimleri Dergisi, Cilt 7, Sayı 1, 2019, s. 355-374.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı,  https://www.mfa.gov.tr/islam-isbirligi-teskilati.tr.mfa, (22.05.2021; 17.04).

TÜRKMEN, İlter, “İslam Konferansı Örgütü ve Türkiye”,  https://www.hurriyet.com.tr/islam-konferansi-orgutu-ve-turkiye-4886151,  (22.05.2021; 20.59).




[1] Mehmet Korkud Aydın, “Rabat Konferansı ve Bu Kapsamda Türk Kamuoyunda Yaşanan Laiklik Tartışmaları”, Ubak Uluslararası Bilim Akademisi, 2019, s. 199.

[2] A.g.e., s. 193.

[3] Davut Dursun, “İslâm Konferansı Teşkilâtı”, DİA, Cilt 23, s. 50.

[4] Çağrı Erhan- Ömer Kürkçüoğlu, “Filistin Sorunu”, Türk Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Ed. Baskın Oran, Cilt 1, İletişim Yayınları, 22. Baskı, İstanbul, 2018, s. 635-639.

[5] Dışişleri Bakanlığı Belleteni, Sayı 59, Ağustos 1969, s. 72.

[6] Dışişleri Bakanlığı Belleteni, Ağustos, s. 66-67; Ürdün Krallığının Ankara Büyükelçisi “Omar Madanî, Mescid-i Aksa’nın yakılması dolayısıyla Türk ulusunun yakın ilgilerinden büyük memnunluk duyduklarını bir bildi de Türk kamu oyuna açıklamıştır.”, Dışişleri Bakanlığı Belleteni, Sayı 60, Eylül 1969, s. 15.

[7] Dışişleri Bakanlığı Belleteni, Eylül, s. 37-38.

[8] Melek Fırat- Ömer Kürkçüoğlu, “Arap Devletleriyle İlişkiler”, Türk Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Ed. Baskın Oran, Cilt 1, İletişim Yayınları, 22. Baskı, İstanbul, 2018, s. 791.

[9] Dışişleri Bakanlığı Belleteni, Eylül, s. 19.

[10] Cumhuriyet Gazetesi, 11 Eylül 1969.

[11] Dışişleri Bakanlığı Belleteni, s. 23-24.

[12] Cumhuriyet Gazetesi, 21 Eylül 1969.

[13] Aydın, a.g.m., s. 197.

[14] A.g.m., s. 196.

[15] Gökçen Alpkaya, “Türkiye Cumhuriyeti,  İslam Konferansı Örgütü ve Laiklik”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt 46, Sayı 1, 1991, s. 57; TSK İslam vurgusunun –ki 8. Maddede her İslam ülkesi… şeklinde devam eder- laikliğe uygun olmadığı gerekçesiyle imzalamamıştır. Bkz. Berkan Özgür, “Türk Siyasal Hayatında Ortadoğu: Dış Politika, Kimlik ve Temsil”, Akademik Hassasiyetler, Cilt 7, Sayı 13, 2020, s. 56.

[16] Çekinceden kasıt İlter Türkmen’in de dediği gibi her toplantıda Türkiye’nin alınan kararları kendi politikaları ve anayasal prensipleri ile uyumlu olduğu ölçüde bağlayıcı sayacağını belirten bir notu Örgütün Genel Sekreterliğine sunmasıdır. Bkz. İlter Türkmen, “İslam Konferansı Örgütü ve Türkiye”,  https://www.hurriyet.com.tr/islam-konferansi-orgutu-ve-turkiye-4886151,  (22.05.2021; 20.59).

[17] Münevver Aktaş, “Türkiye İslam Konferansı Örgütüne Üye Midir?” Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 2, Sayı 1, 2009, s. 77.

[18] Aktaş’ın makalesini kaleme aldığı zamana göre Türkiye, 2008 İKÖ Şartını imzalamış fakat onaylamamıştır. Bkz. Aktaş, a.g.m., s. 2; Ancak Türkiye Cumhuriyeti, 2012 yılında, 18 Haziran 2008 yılında imzaladığı İKÖ’nün Şartını çekince ile onaylamayı uygun bulduğuna iliştin yasayı resmi gazetede yayımlamıştır. Bkz. İkö’nün Onaylanmasına İlişkin Yasa Resmi Gazete’de Yayımlandı - Son Dakika, (19.05.2021;13.40).

[19] Aktaş, a.g.m., s. 77.

[20]Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı,  https://www.mfa.gov.tr/islam-isbirligi-teskilati.tr.mfa , (22.05.2021; 17.04).

[21] Fırat-Kürkçüoğlu, a.g.m., s. 793.

[22] Dursun, a.g.m., s. 52.

[24] Melek Fırat- Ömer Kürkçüoğlu, “Arap Devletleriyle İlişkiler”, Türk Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Ed. Baskın Oran, Cilt II (1980-2001), İletişim Yayınları, 8. Baskı, İstanbul, 2005, s. 127.

[25] Veli Sırım, “Türkiye-Orta Doğu Ülkeleri Arasındaki İlişkilerde Filistin Meselesinin Yeri (The Role of Palestinian Issue in Relations Between Turkey and Middle East)”, Anemon Muş Alparlan Üniversitesi Sosyal Bilimleri Dergisi, Cilt 7, Sayı 1, 2019, s. 361.

[26] Soner Doğan, Türkiye’nin Dönem Başkanlığı ve İslam İşbirliği Teşkilatı, İstanbul, 2016, s. 16.

[27] Fırat-Kürkçüoğlu, Arap Devletleriyle İlişkiler II, s. 128.

[28] Doğan, a.g.e., s. 17.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Taksirle ya da kastî adam öldürmek

"Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir"

Hazan